En kara iki gün 6-7 Eylül 1955

Türkiye tarihinin en karanlık ve utanç verici olaylarından birisi, 6-7 Eylül 1955’te yaşandı. Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldığı haberiyle başlayan olaylarda başta Rumlar olmak üzere gayrimüslim vatandaşın işyerleri, evleri, ibadethaneler...

En kara iki gün 6-7 Eylül 1955
06 Eylül 2021 - 12:06

“On beş gün önce gol attığımda omuzlardaydım... O gün ise kayalar ve boya tenekeleriyle karşılaştım... En kötüsü, harçlık verdiğim çocuklar evime saldırdı. Evde ne pencere ne kapı kalmıştı. Kızlarım küçüktü, onları öldürmeye kalktılar. İstanbul’dan emniyet müdürü evime geldi. Gece gördüğü manzara karşısında ‘Aman Allah’ım’ demişti...”
 

Türkiye tarihinin en karanlık iki gününde, 6-7 Eylül 1955’te yaşadıklarını böyle anlatmıştı Türkiye futbolunun ve Fenerbahçe’nin efsanevi ismi ‘Ordinaryüs’ Lefter Küçükandonyadis. Bunun gibi binlercesi yaşanmıştı o utanç günlerinde. Her gün tavla oynadığı kapı komşusu esnaf arkadaşını, elinde baltayla dükkânına saldırırken görmüştü bir diğeri.

İstiklal Caddesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğramış bir Avrupa kenti gibi görünüyordu. Ortada bir savaş falan yoktu ama galeyana getirilmiş, insanlıktan çıkmış bir güruh sırf Rum ve azınlık oldukları için kendi vatandaşlarının canına ve malına kastediyordu.

6-7 Eylül'ün yayınlanmamış fotoğrafları CNN TÜRK'ün özel haberinde

KIBRIS SORUNUYLA BAŞLADI

1954’te Kıbrıslı Rumlar, dönemin İngiliz sömürge yönetimine karşı bağımsızlık mücadelesi başlatmış, Yunanistan’daki hükümet ise Kıbrıs halklarının kendi kaderini tayin hakkı konusunu Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşımıştı.


 

Kıbrıslı Rumların, adanın Yunanistan’a bağlanması fikrini gündeme getirmeleri adadaki Türk ve Rum halklarını karşı karşıya getirmişti.

Dışişleri yetkilileri Londra’da Kıbrıs temaslarına devam ederken, İstanbul’da bir haber yayılır: “Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldı.” Haber, önce 6 Eylül 1955 günü, saat 13.00 haberlerinde radyoda yayımlanır.

Demokrat Parti’ye yakınlığıyla bilinen Mithat Perin’in sahibi olduğu İstanbul Ekspres gazetesi o gün ikinci baskı yaparak olayları çok daha çarpıcı biçimde halka duyurmuş ve gazete yaklaşık 300 bin tiraja ulaşmıştı. Gazete o dönemde kurulmuş olan Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul’da satıldı.

Aynı günün akşam saatlerine doğru Taksim Meydanı’nda toparlanmaya başlayanlar, slogan ve afişlerle İstiklal Caddesi’ne doğru ilerleyerek Rum dükkânlarını tahrip etmeye başladı.


 

ÖNCEDEN Mİ PLANLANDI

Tüm yaşananlar basit bir tahrikle açıklanamayacak kadar planlı, sistemli ve düzenli gerçekleşmişti.

İstanbul geneline yayılan ve tahminen 100 bin kişinin katıldığı düşünülen olayların başlangıcını, tanık olmuş biri olan Mihalis Vassiliadis şöyle anlatıyor: “O zaman 15 yaşındaydım ve Tahtakale’de Rızapaşa 19 numarada bir tanıdığımızın yanında çalışıyordum. O dönem dükkânların yüzde ellisi gayrimüslimlere ait idi. Saat ikiye doğru daha Selanik’teki bomba haberi duyulmadan evvel ortalık yavaş yavaş karışmaya başlamıştı. Türk dükkân sahipleri yanımıza gelip bize şöyle diyorlardı: ‘Dükkânlarınızı hemen kapatıp eve gitseniz iyi olur.’ Saat beşe doğru gayrimüslimlere ait tüm dükkânlar kapanmıştı. Tahtakale’de inanılmaz bir kalabalık birikmişti. Ne araba ne otobüs ne de tramvay geçebiliyordu. Eminönü’nde küçük gruplar halinde adamlar bekliyordu. Bankalar Caddesi’nde durum aynı idi. Karaköy ve Kuledibi’nde yine grup grup bekleşen adamlara rastladım. Taksim Meydanı ise artık iğne atsan yere düşmeyecek hale gelmişti. O sıra İstanbul Ekspres gazetesi çıktı. Beklenen haber gelmişti. Birden ortalık karıştı, sesler yükseldi. Saldırılar artık başlayabilirdi.”

11 KİŞİ ÖLDÜ

İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Rum bir vatandaşa ait Şişli’deki Haylayf Pastanesi’ne yapıldı. Ardından büyüyen kalabalık Kumkapı, Samatya, Yedikule, Beyoğlu’na geçerek gayrimüslimlerin toplu olarak yaşadığı birçok semtte önce Rumların, ardından da Ermeni, Yahudi ve hatta yanlışlıkla bazı Türklerin dükkânlarına saldırarak yağmaya başladı.

Saldırıya uğrayan ve yağmalanan işyerlerinin yüzde 59’u Rumlara, yüzde 17’si Ermenilere, yüzde 12’si ise Yahudilere aitti.

Yaşanan olaylarda 11 kişi öldürüldü, bu sayı bazı Yunan kaynaklarına göre 15 kişiydi. Resmi rakamlara göre 30 kişi yaralandı, 4 bin 214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğradı.

SOLCULAR SUÇLANDI

Olayların başladığı saatlerde İstanbul’da olan Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes saldırıların kontrol edilememesi üzerine sıkıyönetim ilan etti. Olaylarla ilgili olarak önce 3 bin 151 kişi tutuklandı. Sonradan bu sayı 5 bin 104’e yükseldi. 10 Eylül 1955 günü dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti. Sonrasındaki soruşturmalarda ise yaşananlardan solcular, aydınlar ve komünistler sorumlu tutulmaya başlandı. Aralarında Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo ve Hulusi Dosdoğru’nun bulunduğu bazı aydınlar hakkında dava açıldı. Dava beraat ile sonuçlandı ve tutukluların çoğu Aralık 1955’te serbest bırakıldı. Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Cemiyeti de kapatıldı.

Olayların ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum, Türkiye’den göç etti. Türkiye’nin, özellikle İstanbul’un demografik yapısı geri dönülmez bir şekilde değişti ve artık o kimliğinin en önemli özelliklerinden biri olan kozmopolit yapısını kaybetti.

İPEK KRAVATI KEMER GİBİ BAĞLAYINCA YAKALANDI

Saldırıların ardından polis pek çok ev ve işyerine baskın yaptı ve bir günlük aramalarda 6 bin 32 farklı eşya, 637 parça mücevher, 45 bin 915 lira tutarında para ele geçirdi. Bir baskın hikâyesini Aydın Boysan’dan bizzat dinlemiştim. O sırada Haliç’te mimar olarak bir fabrikanın inşaatını yönetiyormuş. Sabah şantiyeye gittiğinde pek çok işçinin yağma olayına karıştığını, çaldıklarını da kaldıkları odalarda gizlediklerini fark etmiş. Şantiyede çalıntı hiçbir şey istemediğini, bunları derhal yok etmelerini söyleyerek işçileri azarlamış. Ertesi gün şantiyeyi basan polis sadece bir işçinin dolabında Fransız marka bir ipek kravat bulmuş. İşçiye ‘Bu senin mi?’ diye sorup ‘Evet’ cevabını alınca ‘Tak bakalım da bir görelim’ demiş. İşçi eline aldığı kravatı pantolonuna kemer gibi bağlamaya çalışınca yakayı ele vermiş ve tutuklanmış.


FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum