<?xml version="1.0"?>
         <rss version="2.0"> 
         <channel>
         <title>Sağlık</title>
         <link>https://www.batmangundem.com/saglik/</link>
         <description></description><item>
			<title>Kirazın bilinmeyen zararı: Günde bir avuçtan fazla yemeyin!</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarının sevilen meyvelerinden kiraz, vitamin ve antioksidan açısından zengin içeriğiyle dikkat çekiyor. Ancak uzmanlar, ölçüsüz tüketimin sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceği konusunda uyarıyor. Özellikle lifli gıdalara alışkın olmayan kişilerde aşırı kiraz tüketimi şişki...]]></description>
		    <news><![CDATA[Kiraz sezonunun başlamasıyla birlikte tezgahlarda yerini alan bu popüler meyve, sağlığa sunduğu faydalarla öne çıkıyor. Uzmanlara göre her besinde olduğu gibi kiraz tüketiminde de porsiyon kontrolü büyük önem taşıyor.
STANDART PORSİYON YARIM SU BARDAĞI
Beslenme uzmanları, kirazın standart bir porsiyonunun yaklaşık yarım su bardağı olduğunu belirtiyor. Yaklaşık 50 kalori ve 10 gram doğal şeker içeren bu miktarın üzerine çıkılması durumunda bazı kişilerde sindirim sistemi şikâyetleri görülebiliyor.
Özellikle lifli besinleri düzenli tüketmeyen bireylerde fazla miktarda kiraz yemek; şişkinlik, gaz ve bağırsak hareketlerinde değişikliklere yol açabiliyor. Bu nedenle kirazın tek seferde yüksek miktarlarda tüketilmemesi, gün içerisinde kontrollü porsiyonlarla yenmesi öneriliyor.
İŞLENMİŞ KİRAZ ÜRÜNLERİNE DİKKAT
Uzmanlar, kirazın sağlık açısından sunduğu faydaların daha çok taze ve işlenmemiş hali için geçerli olduğunu vurguluyor.
Konserve kirazlar veya kokteyllerde kullanılan maraschino kirazları gibi yoğun işlem görmüş ürünlerin yüksek miktarda ilave şeker içerdiği belirtiliyor. Ayrıca bu ürünlerin, taze kirazda bulunan lif ve yararlı bitkisel bileşenlerin büyük bölümünü kaybettiği ifade ediliyor.
Kuru kirazlarda ise ilave şeker bulunmasa bile su kaybı nedeniyle doğal şeker oranının daha yoğun hale geldiği belirtiliyor. Kiraza karşı alerjisi bulunan kişilerin ise bu meyveyi tüketmemesi gerektiği hatırlatılıyor.
ÖLÇÜLÜ TÜKETİLDİĞİNDE PEK ÇOK FAYDA SAĞLIYOR
Uzmanlara göre günde yarım su bardağı kadar taze kiraz tüketimi, vücuda birçok fayda sağlayabiliyor.
Egzersiz sonrası toparlanmayı destekliyor: Kirazda bulunan antioksidan ve iltihap önleyici bileşiklerin, yoğun fiziksel aktivite sonrasında oluşan kas ağrılarının azalmasına yardımcı olabileceği belirtiliyor.
Kalp sağlığını destekliyor: Lif ve potasyum bakımından zengin olan kirazın, vücuttaki sodyum dengesinin korunmasına katkı sağladığı ifade ediliyor. Araştırmalar, kiraz suyunun tansiyonun dengelenmesine ve LDL olarak bilinen kötü kolesterol seviyelerinin düşürülmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor.
Gut hastalığı riskini azaltabiliyor: Çeşitli çalışmalar, taze kiraz ve kiraz özünün ürik asit seviyelerinin dengelenmesine katkı sağlayabildiğini ortaya koyuyor. Bu etkinin gut ataklarının sıklığını azaltabileceği belirtiliyor.
Uyku kalitesini artırabiliyor: Kiraz ve özellikle vişne, uyku düzeninde rol oynayan melatonin hormonunu doğal olarak içeriyor. Uzmanlar, vişne suyu ve vişne özünün uyku süresi ve kalitesi üzerinde olumlu etkiler gösterebildiğini ifade ediyor.]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/06/kirazin-bilinmeyen-zarari-gunde-bir-avuctan-fazla-yemeyin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/06/kirazin-bilinmeyen-zarari-gunde-bir-avuctan-fazla-yemeyin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/kirazin-bilinmeyen-zarari-gunde-bir-avuctan-fazla-yemeyin/21381/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:20:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>El Nino sıcakları kapıda: 40 dereceyi aşacak! Sağlığı tehdit ediyor</title>
			<description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Yasemin Turgut Sezgin, yaz aylarında etkisini artırması beklenen aşırı sıcakların özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu belirterek vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Küresel hava sistemlerini etkileyen ve Pasifik Okyanusu'ndaki yüzey sularının ısınmasıyla ortaya çıkan El Nino'nun bu yaz etkisini daha yoğun hissettirmesinin beklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Yasemin Turgut Sezgin, meteoroloji uzmanlarının Türkiye genelinde sıcaklıkların 40 derecenin üzerine çıkabileceği yönündeki değerlendirmelerine dikkat çekti.
Aşırı sıcakların yalnızca yorgunluk hissine neden olmadığını vurgulayan Sezgin, "Bu dönemde özellikle üst ve alt solunum yolu hastalıkları tetiklenebilir. Kronik hastalarımız ve bağışıklık sistemi henüz tam gelişmemiş çocuklarımız için El Nino sıcakları ciddi bir risk faktörüdür. Güneşin etkisinin en yoğun olduğu saatlerde hayati riskler yaşanabilmektedir. Günün en sıcak saatleri olan 10.00 ile 16.00 arasında zorunlu olmadıkça dışarı çıkılmamalıdır" dedi.
"AÇIK RENKLİ VE PAMUKLU KIYAFETLER TERCİH EDİLMELİ"
Sıcak havalarda alınması gereken önlemlere değinen Sezgin, güneş ışınlarını yansıtan, hava geçiren açık renkli ve pamuklu kıyafetlerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Sentetik kumaşlardan kaçınılmasını öneren Sezgin, dışarı çıkılması gereken durumlarda geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve güneş kremi kullanımının önem taşıdığını belirtti. Çocukların aşırı kalın giydirilmemesi ve terlemelerinin önlenmesinin de sıcak çarpmasına karşı koruyucu olduğunu kaydetti.
"SUSAMAYI BEKLEMEDEN SU TÜKETİN"
Yaşlı bireylerde susuzluk hissinin azalabileceğine dikkat çeken Sezgin, "Yaşlılarımız susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su tüketmelidir. Beslenmede ağır, yağlı ve kızartma türü yiyeceklerden uzak durulmalı, meyve, sebze, ayran ve soğuk çorbalar gibi ferahlatıcı gıdalar tercih edilmelidir. Günün en sıcak saatlerinde klimalı veya iyi havalandırılan serin alanlarda bulunulmalı, ılık duş alınarak vücut ısısı dengelenmelidir" diye konuştu.
Park halindeki araçların çok kısa sürede aşırı ısındığını da hatırlatan Sezgin, çocuklar ve yaşlıların hiçbir şartta araç içerisinde yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı.
SICAK ÇARPMASINA KARŞI UYARDI
Sıcak çarpmasının baş dönmesi, mide bulantısı ve yoğun halsizlik gibi belirtilerle kendini gösterebileceğini ifade eden Sezgin, "Bu durumda kişi hemen serin ve gölge bir alana alınmalı, üzerindeki fazla giysiler çıkarılmalı ve ılık suyla vücudu serinletilmelidir. Ardından vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması hayati önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/06/el-nino-sicaklari-kapida-40-dereceyi-asacak-sagligi-tehdit-ediyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/06/el-nino-sicaklari-kapida-40-dereceyi-asacak-sagligi-tehdit-ediyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/el-nino-sicaklari-kapida-40-dereceyi-asacak-sagligi-tehdit-ediyor/21380/</link>
			<pubDate>Fri, 12 Jun 2026 17:20:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bakan Memişoğlu duyurdu! Kolin PET ve kritik ilaçlar geri ödeme kapsamına alındı</title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, bazı ilaç ve işlemleri ödeme kapsamına alarak kamu hastanelerinde hizmete sundu. Bakan Memişoğlu, "Kanser tanısında kritik önemi olan Kolin PET işlemini ödeme kapsamına alarak kamu hastanelerimizde hizmete sunuyoruz" ifadeleriyle duyurdu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Resmi Gazete'de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'e ilişkin "Bu kapsamda, ülkemizde üretilen ve kanser tanısında kritik önemi olan Kolin PET işlemini ödeme kapsamına alarak kamu hastanelerimizde hizmete sunuyoruz." ifadesini kullandı.

"KOLİN PET İŞLEMİNİ ÖDEME KAPSAMINA ALARAK KAMU HASTANLERİMİZDE HİZMETE SUNUYORUZ"

Bakan Memişoğlu, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğle Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda, şifaya vesile olacak adımları atmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti.

"Bu kapsamda, Türkiye'de üretilen ve kanser tanısında kritik önemi olan Kolin PET işlemini ödeme kapsamına alarak kamu hastanelerimizde hizmete sunuyoruz." bilgisini veren Memişoğlu, akondroplazi, epilepsi ve sistinüri gibi hastalıkların tedavisinde ihtiyaç duyulan ilaçları yurt dışından temin ederek hastaların kullanımına sunduklarını bildirdi.

"3 İLAÇ DAHA GERİ ÖDEME LİSTESİNE ALINDI"

Kalp, böbrek ve anjioödem tedavisinde kullanılan 3 ilacın daha geri ödeme listesine alındığını aktaran Bakan Memişoğlu, "Çölyak ve metabolik hastalıklar için gıda desteği yüzde 30 artırıldı. Kamu kurumlarının evde bakım merkezlerince yazılan reçete bedelleri karşılanacaktır. Bu şifa vesilelerinin milletimize ulaşmasında Sayın Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum." açıklamasını yaptı.
 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-kolin-pet-ve-kritik-ilaclar-geri-odeme-kapsamina-alindi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/04/bakan-memisoglu-duyurdu-kolin-pet-ve-kritik-ilaclar-geri-odeme-kapsamina-alindi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/bakan-memisoglu-duyurdu-kolin-pet-ve-kritik-ilaclar-geri-odeme-kapsamina-alindi/21315/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 02:56:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dikkat! Sessiz ilerliyor: "Ölüme kadar götürebilir"</title>
			<description><![CDATA[Osteoporoz (kemik erimesi), kemik yoğunluğunun azalmasıyla kemiklerin kırılgan hale geldiği, sessiz ilerleyen (genelde kırıkla fark edilen) bir hastalıktır. Aşırı zayıf, hareketsiz bir yaşam tarzına sahip ve kortizon kullanmış kişilerin kemik erimesi açısından risk altında olduğunu vurgulayan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara, hatta ölümlere yol açabilir" uyarısında bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Halk arasında ‘kemik erimesi' olarak adlandırılan osteoporozu ‘kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi' şeklinde tanımlayan Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi. Konuyla ilgili önemli bilgiler paylaşan Uzm. Dr. Esra Tutal, osteoporozun kırık gelişine kadar hastalarda hiçbir belirti vermeyebileceğini işaret etti.

HEM KADINLARI HEM DE ERKEKLERİ ETKİLİYOR

Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" dedi.

"ZAYIF KİŞİLERDE KEMİK YIKIMI DAHA SIK GÖRÜLÜYOR"

İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür.

Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, sık alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" diye konuştu.

"DOĞRU BESLENMEYLE ÖNLENEBİLİR"

Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu:

"Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir.

Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."
 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/04/dikkat-sessiz-ilerliyor-olume-kadar-goturebilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/04/dikkat-sessiz-ilerliyor-olume-kadar-goturebilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/dikkat-sessiz-ilerliyor-olume-kadar-goturebilir/21314/</link>
			<pubDate>Thu, 09 Apr 2026 01:56:33 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>60 yıllık sessizlik, ilk defa uygulanan yöntemle son bulacak</title>
			<description><![CDATA[Yıllardır işitme problemi yaşayan ve ağabeyinin vefatından 6 gün sonra zar zor duyan ve tek kulağının da işitmediğini fark eden 72 yaşındaki hastaya koklear implant ameliyatı yapıldı. İlk kez uygulanan yöntem sayesinde hastanın yeniden duyması bekleniyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yıllardır işitme sorunu yaşayan 72 yaşındaki Batı Türker, bir sabah uyandığında duyan tek kulağının da artık işlevini yitirdiğini fark etti.

27 Ekim 2021'den beri yeniden duymak için doktor doktor gezen ve de çeşitli işitme cihazları deneyen Türker, hiçbir sonuç alamadı.

Batı Türker'in yeniden duyması için ailesi alanında iyi bir doktor arayışına girdi ve ilk olarak yapay zeka teknolojilerine bu soruyu yönelttiler.

Yapay zekadan tek bir isim isteyen aile, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Hale Aslan ismini alır almaz, hastaneden randevu oluşturdu. Yapılan testler sonucu Batı Türker, koklear implant ameliyatına uygun olduğu görüldü ve yıllardır ileri derece işitme kaybı yaşayan Batı Türker'in yeniden duyabileceğine dair umudu arttı.

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Hale Aslan, "Ameliyat sonrası yaklaşık 1-1.5 ay içinde cihazın aktivasyonu yapılır. Bu süreçte yerleştirilen bölgenin iyileşmesi ve cihazın sağlıklı şekilde çalışması için dokuların oturması gerekir. Aktivasyon sonrasında hastamızın normal işitme cihazına kıyasla çok daha iyi duymasını bekliyoruz" dedi.

60 YILLIK İŞİTME KAYBI, 2021'DE TAMAMEN SESSİZLİĞE DÖNDÜ

Batı Türker, yaklaşık 60 yıldır işitme kaybıyla yaşadığını, ancak 2021 Ekim ayından beri de hayatının tamamen sessizliğe büründüğünü söyledi. Batı Türker, "60 yıldır tek kulağımla az duyuyordum. 21 Ekim 2021'de, ağabeyimi kaybettikten birkaç gün sonra bir sabah uyandım ve duyan kulağım da tamamen sustu. Televizyonu, kapıyı artık hiçbir şeyi duyamaz oldum. O günden beri sanki yaşamıyorum" dedi.

Batı Türker, yaşadığı çaresizlik nedeniyle uzun süre farklı hekimlere başvurduğunu söyledi. İşitme cihazlarının artık fayda sağlamadığını belirten Batı Türker, "Doktor doktor gezdik. Cihaz da etki etmiyordu. 27 Ekim'de kulağım tamamen sıfırlandı" dedi.

Türker ve ailesi, çözüm arayışında farklı yollar denediklerini de anlattı. Alanında iyi bir hekim bulması için yapay zekaya soru sorduklarını ve ‘Tek bir isim istiyoruz' dediklerini anlatan Batı Türker, "Yapay zeka Hale Hanım'ın adını verdi. Altına alternatif isimler de yazdı ama biz ‘hayır' dedik. Sonra randevu aldık. Hale Hanım'ı görünce de çok sevdik" ifadelerini kullandı.

Ameliyat sürecinin kendisi için duygusal olarak çok zor geçtiğini anlatan Batı Türker ise yeniden duyabilme ihtimalinin kendisine güç verdiğini söyledi. "Ameliyatta kaç saat kaldığım önemli değildi. Ben sadece duymak istiyordum" diyen Batı Türker, "Son yıllarda en güzel uykumu uyudum. Ağrım sızım olmadı. Ameliyatım çok güzel geçti. Umutlarım daha da yeşerdi" dedi.

AMELİYAT İKİ AŞAMADA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

Prof. Dr. Hale Aslan, hastada iki taraflı ileri derecede kronik orta kulak iltihabına bağlı işitme kaybı bulunduğunu belirterek, hastanın durumu ve de uygulanan yöntem hakkında detaylı bilgi verdi.

Prof. Dr. Hale Aslan, "Hastada ileri derecede işitme kaybı olduğu için işitme cihazlarından yeterli fayda alınamıyordu. Yapılan değerlendirmelerde koklear implant uygulanmasına uygun olduğu görüldü. Önce dış kulak yolu kapatıldı ve kulaktaki boşluk yağ dokusu kullanılarak dolduruldu. Bu ilk işlemden yaklaşık dört ay sonra da koklear implant yerleştirme ameliyatı gerçekleştirildi. Yaklaşık bir ay sonra cihazın aktivasyonu yapılacak ve hasta cihazın kullanımıyla ilgili eğitim alacak" ifadelerini kullandı.

"BU CİHAZLAR DOĞRUDAN İÇ KULAĞA YERLEŞTİRİLEN SİSTEMLERDİR"

Prof. Dr. Hale Aslan, hastanın daha önce geçirdiği ameliyatlar nedeniyle kulak arkasındaki kemik dokuda geniş bir boşluk bulunduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti: "Daha önce ameliyat olduğu için kulak arkasında kemik dokuda geniş bir boşluk vardı. İmplantı o boşluğa yerleştirebilmek için karın bölgesinden alınan yağ dokusunu kullandık. Koklear implantlar, klasik işitme cihazlarından farklıdır. Bu cihazlar doğrudan iç kulağa yerleştirilen sistemlerdir. Bu nedenle işitme cihazlarına göre çok daha etkin ve verimli sonuçlar elde edilebilir. İşitme cihazlarının yeterli fayda sağlamadığı durumlarda tercih edilen bir yöntemdir. Ameliyat sonrası yaklaşık 1-1.5 ay içinde cihazın aktivasyonu yapılır. Bu süreçte yerleştirilen bölgenin iyileşmesi ve cihazın sağlıklı şekilde çalışması için dokuların oturması gerekir. Aktivasyon sonrasında hastamızın normal işitme cihazına kıyasla çok daha iyi duymasını bekliyoruz."

Koklear implant ameliyatlarının çoğunlukla doğuştan işitme kaybı olan bebeklerde ve çocuklarda uygulandığını belirten Prof. Dr. Hale Aslan, ileri yaş grubunda da uygun hastalarda başarıyla yapılabildiğini söyledi.
Kaynak: İHA   |   Bu içerik Sedef Karatay Bingül tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRKorkunç olay! Baldızını öldürüp intihar etti Trump sorumluluğu üstünden attı! Savaştan o ismi hedef gösterdi]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/60-yillik-sessizlik-ilk-defa-uygulanan-yontemle-son-bulacak.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/60-yillik-sessizlik-ilk-defa-uygulanan-yontemle-son-bulacak_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/60-yillik-sessizlik-ilk-defa-uygulanan-yontemle-son-bulacak/21281/</link>
			<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 01:36:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Son yıllarda arttı: Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor!</title>
			<description><![CDATA[Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.

Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu.

"BELİRTİLER GRİP İLE KARIŞTIRILMAMALI"

Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi.

Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı.

"TEDAVİ EDİLMEYEN ALERJİ KRONİK ASTIMA DÖNÜŞEBİLİR"

Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu.

"POLEN, NEM VE EV TOZU EN ÖNEMLİ TETİKLEYİCİLER"

Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu.
Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi.

"ERKEN TANI İLE KONTROL MÜMKÜN"

Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi:

"Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Kaynak: İHA
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRÇin'den kritik İsrail hamlesi: "Derhal terk edin" 600 binden fazla eser dijital kimliğe kavuştu!]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/son-yillarda-artti-mevsimsel-grip-saniliyor-kronik-astima-donusebiliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/son-yillarda-artti-mevsimsel-grip-saniliyor-kronik-astima-donusebiliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/son-yillarda-artti-mevsimsel-grip-saniliyor-kronik-astima-donusebiliyor/21280/</link>
			<pubDate>Tue, 24 Mar 2026 02:36:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Türkiye&#39;de 5 çiftten 1&#39;i akraba evliliği yapıyor: 4 milyon kişi nadir hastalıkla yaşıyor!</title>
			<description><![CDATA[Ülkemizde 2,9 ila 4,8 milyon kişinin nadir hastalıkla yaşıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Emel Cabı Ünal, "Nadir hastalıkların yüzde 80’i genetik kökenlidir. Türkiye’de her 5 çiftten 1’inin akraba evliliği yapması riski artırmaktadır" dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Emel Cabı Ünal, 28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu.

"DÜNYA GENELİNDE 300 İLA 400 MİLYON KİŞİ BU DURUMLA YAŞIYOR"

Prof. Dr. Ünal, nadir hastalıkların toplumda her 2 bin kişiden 1’ini etkileyen hastalıklar olarak tanımlandığını hatırlatarak, “Nadir hastalıklar, tanı ve tedavi süreçlerinde karşılaşılan güçlükler nedeniyle yalnızca bireysel bir sağlık meselesi değil, aynı zamanda önemli bir toplumsal sorundur. Bugün bilinen 6 bin ila 8 bin arasında farklı nadir hastalık vardır ve bu sayı giderek artmaktadır. Dünya genelinde ise 300 ila 400 milyon kişinin nadir bir hastalıkla yaşadığı tahmin edilmektedir” dedi.

"NADİR HASTALIKLARIN YÜZDE 80’İ GENETİK KÖKENLİDİR"

Nadir hastalıkların temelinde yüzde 80 genetik kökenin yattığını söyleyen Prof. Dr. Ünal, “Özellikle bizim ülkemiz gibi akraba evliliği oranının görece yüksek olduğu ülkelerde genetik geçişli hastalıkların görülme olasılığı artmaktadır. Türkiye’de her 5 çiftten 1’inin akraba evliliği yaptığı bildirilmektedir. Bu durum, genetik hastalıkların birikimine zemin hazırlayabilmektedir. Hastaların yarısından fazlası çocukluk çağında tanı alabilse de, hastalığa özgü belirti ve bulguların net olmadığı durumlarda tanı gecikmeleri yaşanabiliyor. Oysa farkındalık arttıkça erken tanıya gidebilmek, farklı disiplinlerin iş birliğiyle değerlendirme yapabilmesi, gerekli genetik taramaları planlamak ve hastaya daha hızlı tanı koymak mümkün hale geliyor. Erken tanı, yalnızca “adı konmuş” bir hastalık anlamına gelmez; aynı zamanda ailenin doğru yönlendirilmesi, izlem planının yapılması ve mümkünse tedavi sürecinin etkin şekilde yönetilmesi demektir” ifadelerini kullandı.

"NADİR HASTALIKLARDA BAKIM, EĞİTİM VE PSİKOSOSYAL DESTEK ÖNEMLİ"

Prof. Dr. Emel Cabı Ünal, nadir hastalıkların büyük çoğunluğunun kesin bir tedavisi olmasa da hastaların yaşam kalitelerini arttırmak için destekleyici bakım ve tedavilerin büyük önem taşıdığını söyledi. Ünal, “Hastalığa göre özel diyetler, protez ve yardımcı cihazlar, fizyoterapi, psikososyal destek, psikoterapi, özel eğitim programları ve ailelere yönelik danışmanlık hizmetleri bunların arasında yer alabilir. Asıl ihtiyaç, bu desteklerin düzenli, erişilebilir ve iyi organize edilmiş biçimde sunulabilmesidir. Ülkemizde nadir hastalıklarla ilgili farkındalığın ise giderek arttığını görmek sevindirici. Türkiye’de nadir hastalıklarla yaşayan kişi sayısının yaklaşık 2,9 ila 4,8 milyon aralığında olabileceği tahmin ediliyor. Ancak burada asıl önemli olan yalnızca rakamlar değil. Her bir bireyin, her bir ailenin bu süreçte nasıl yönlendirileceği; tanıya, bakıma ve desteğe nasıl ulaşacağı; eğitim ve sosyal yaşamdan kopmadan hayata nasıl dahil edileceği son derece önemli. Çünkü bu duyarlılık, toplumun en kırılgan gruplarını yalnız bırakmamanın temelidir” dedi.
Kaynak: DHA   |   Bu içerik Sedef Karatay Bingül tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRAtatürk'e hakaret eden şahıs tutuklandı Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan tutuklandı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/turkiye-de-5-ciftten-1-i-akraba-evliligi-yapiyor-4-milyon-kisi-nadir-hastalikla-yasiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/turkiye-de-5-ciftten-1-i-akraba-evliligi-yapiyor-4-milyon-kisi-nadir-hastalikla-yasiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/turkiye-de-5-ciftten-1-i-akraba-evliligi-yapiyor-4-milyon-kisi-nadir-hastalikla-yasiyor/21262/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 03:41:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklarda solunum krizi: Aileler bu işaretleri kaçırmamalı</title>
			<description><![CDATA[Çocuklarda ortaya çıkan solunum problemleri çoğu zaman basit bir soğuk algınlığı ya da öksürük gibi değerlendirilse de, bazı belirtiler hayati risk taşıyan tabloların habercisi olabilir. Bu nedenle ebeveynlerin uyarı işaretlerini doğru okumaları ve acil müdahale gerektiren durumlarda vakit kaybetmemeleri büyük önem taşıyor. Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedat Öktem, hangi belirtilerde çocukların zaman kaybetmeden hastaneye götürülmesi gerektiğini açıkladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Çocuklarda solunum sorunları bazen basit bir öksürük gibi görünse de acil müdahale gerektiren ciddi bulgulara işaret edebiliyor. Çocuk Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedat Öktem, hızlı solunum, yardımcı solunum kaslarının kullanımı, uykuya eğilim, bilinç durumunun bozulması, beslenmeyi reddetme ve morarma gibi belirtilerin aileler tarafından ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Öktem acil müdahale gerektiren durumları tek tek sıraladı.

HIZLI SOLUNUM VE YARDIMCI KAS KULLANIMI

Sık öksürük çoğu zaman acil bir durum değildir, çünkü öksürük vücudun doğal bir koruyucu refleksi olduğunu belirten Prof. Öktem, “Ancak hızlı solunum, çocukta ciddi akciğer veya havayolu problemlerinin belirtisi olabilir. Ayrıca çocuk yardımcı solunum kaslarını kullanıyorsa (kaburgalar arasındaki kaslarda veya diyafragma kaslarında çekilmeler gözleniyorsa) bu durum erken başvuruyu zorunlu kılar” dedi.

OKSİJEN SEVİYESİNE DİKKAT EDİLMELİ

Oksijen seviyesinin düşmesinin de acil uyarı olduğunu vurgulayan Prof. Öktem, “Evde oksijen saturasyon cihazı varsa ve değerler 92’nin altına düşüyorsa, bu ciddi bir problemin göstergesidir. Benzer şekilde ateş, öksürük şeklinin değişmesi veya antibiyotik tedavisine rağmen ateşin kontrol altına alınamaması da hızlı müdahale gerektirir. Özellikle altta yatan kronik hastalığı olan çocuklarda, örneğin epilepsi hastası çocuklarda ateşle birlikte nöbet görülüyorsa, vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır” diye konuştu.

“ATEŞ VE DOLAŞIM TAKİBİ HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

Ateşin yönetiminde de dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Öktem “Çocuğun ateşi yüksekse, ateş düşürücü verilebilir ve üzerindeki fazla giysiler çıkarılabilir. Ilık bir duş ve sıvı alımı da faydalı olur. Özellikle 48–72 saat boyunca antibiyotik tedavisine rağmen ateş düşmüyorsa veya 39 derecenin üzerindeki ateşler görülüyorsa acilen doktora başvurulmalıdır. Bazı ateş açısından riskli hastalıklarda, örneğin epilepsi hastalarında ateşle birlikte nöbet riski oluşabilir. Bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna gidilmelidir” şeklinde konuştu.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRLisede katledilen Fatma Nur öğretmen uyarmış! Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda FETÖ soruşturması: 15 gözaltı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/cocuklarda-solunum-krizi-aileler-bu-isaretleri-kacirmamali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/cocuklarda-solunum-krizi-aileler-bu-isaretleri-kacirmamali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/cocuklarda-solunum-krizi-aileler-bu-isaretleri-kacirmamali/21261/</link>
			<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 02:41:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Açık alanlarda sigaraya kısıtlama geliyor! &#39;Pasif içicilik&#39; zararlı mı?</title>
			<description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, sigara içmeyenlerin de özellikle açık alanlarda sigara dumanına maruz kaldığında ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya olduğunu belirterek, pasif içiciliğin her yıl milyonlarca insanın yaşamını tehdit ettiğini vurguladı. Özlü, Türkiye’de açık alanlarda sigara kullanımına kısıtlama getirilmesi için Sağlık Bakanlığı’nın adımlar attığını kaydetti.]]></description>
		    <news><![CDATA[Prof. Dr. Tevfik Özlü, Avrupa'nın birçok ülkesinde açık alanda sigara kullanımına kısıtlama getirildiğini belirterek, Türkiye’de de Sağlık Bakanlığı'nın, tütün ve tütün ürünleriyle mücadelede 'Dumansız Hava Sahası' çalışmaları kapsamında açık alanlarda sigara kullanımına kısıtlama getirilmesi için adımlar atılmaya başlandığını kaydetti.

Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon insanın sigaraya bağlı nedenlerle hayatını kaybettiğini ifade eden Özlü, "Bugün dünyada yaklaşık 9 milyon insan sigara içtiği için ölüyor. Bu ölenlerin 1 milyondan fazlası hiç sigara içmediği halde yine sigaradan dolayı ölüyor. Bu 'pasif içicilik' dediğimiz bir durum. Kişi, aktif olarak sigara içmiyor ama yanında sigara içiliyor ya da sigara içilen ortamlarda yer aldığı için dumana maruz kalıyor. Sigara dumanından etkilenerek hastalanıyor ya da ölüyor. Sigara içmek, sadece sigara içenleri tehdit eden bir durum değil. Hiç sigara içmeyenlere de zarar veriyor" dedi.

"DUMAN, SİGARA İÇMEYENE ZARAR VEREBİLİYOR"

Prof. Dr. Tevfik Özlü, "Kapalı ortamlarda, pasif maruziyetinin olduğunu biliyoruz ama öyle açık alanlar var ki oralarda da ikinci ve yan duman dediğimiz duman, sigara içmeyene zarar verebiliyor. Özellikle kalabalık, mesafenin korunamadığı ortamlar var. Maçlar, konserler, festivaller, oyun parkları gibi alanlar özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı olanlar ve gebeler de bu kamusal alanlarda bulunabileceği için buralarda birinin gelip rahatça sigara içmesi orada bulunan diğer kişilerin sağlığını da tehdit ediyor" diye konuştu.

"AMAÇ, SİGARA İÇMEYENLERİN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KORUMAK"

Prof. Dr. Özlü, açık alanda içilen sigaranın pasif içicinin dahi sağlığını tehdit ettiğini ifade ederek, "Bugün pek çok Avrupa ülkesinde açık alanlarda da sigara içmeyle ilgili kısıtlamalar uygulanmaya başlandı. Türkiye’de de bu konuyla ilgili bir çalışma, yasal bir düzenleme için hazırlık var. Bunun amacı; sigara içmeyenlerin özgürlüğünü korumak. İnsanların her şeyden önce temiz bir hava soluma özgürlüğü var. Bunu korumak zorundayız. Sigara içmek istiyorsanız, diğer insanlara zarar vermeyecek şekilde içmelisiniz. Açık alan denilerek balkon ve kış bahçesi gibi yerler oluşturularak sigara içiliyor ve yemek yiyerek sohbet edenler duman altında kalabiliyorlar" dedi.

"YENİ DÜZENLEME İLE SINIRLAR NETLEŞECEK"

Prof. Dr. Özlü, "Yeni düzenleme ile bunlar çok daha net olarak tanımlanacak. Özellikle açık alan olsa bile herkesin bir arada olduğu yerler, eğitim alanları, okul bahçeleri, eğlence alanları, hastane girişleri, kamu binalarının girişlerindeki bu alanlarda sigara içmek kısıtlanacak. Hastane kapısında hasta yakınlarının hemen sigara yaktığını, kalabalık bir grubun sigara içtiğini görüyorsunuz. Hastaneye girip çıkarken o dumana maruz kalıyorsunuz, maruz kalanlar da hastalar, bebekler ve gebeler oluyor. Açık alanlarda da sigara dumanına maruz kalmak risk oluşturuyor" dedi.
 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/acik-alanlarda-sigaraya-kisitlama-geliyor-pasif-icicilik-zararli-mi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/03/acik-alanlarda-sigaraya-kisitlama-geliyor-pasif-icicilik-zararli-mi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/acik-alanlarda-sigaraya-kisitlama-geliyor-pasif-icicilik-zararli-mi/21260/</link>
			<pubDate>Mon, 02 Mar 2026 07:41:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>14 yıldır aynaya başka bir yüzle bakıyor! Yaşı bile o gün değişti</title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin ilk yüz nakli yapılan hastası Uğur Acar, geçirdiği tarihi operasyonun 14’üncü yıl dönümünde kendisine yeni bir hayat kazandıran doktorlarıyla buluştu. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan’ı ziyaret eden Acar, "Hayatım siyahtan beyaza dönmüş gibi oldu" sözleriyle duygularını dile getirdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Antalya'nın Manavgat ilçesinin Gebece köyünde henüz 1 aylıkken evinde çıkan yangında yüzü yanan Uğur Acar'a, 21 Ocak 2012'de Akdeniz Üniversitesi Hastanesi'nde Prof. Dr. Ömer Özkan, Prof. Dr. Özlenen Özkan ve ekibi tarafından yüz nakli gerçekleştirildi.

Yeni yüzüyle 14'üncü yılını dolduran Uğur Acar, operasyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan ile bir araya geldi. Ziyarette yıl dönümü için hazırlanan yaş pastayı kesen Uğur Acar, pasta üzerindeki mumları söndürdükten sonra Prof. Dr. Özlenen Özkan ve Prof. Dr. Ömer Özkan'a teşekkür ederek “Hayatım siyahtan beyaza dönmüş gibi oldu" ifadelerini kullandı.

"ZAMANIN NE KADAR HIZLI GEÇTİĞİNİ FARK EDİYORSUNUZ"

Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan, “14 yıl geçmiş, gerçekten dile kolay. Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini fark ediyorsunuz. Uğur'un yüzüne baktığımızda, gözlerindeki o mutluluğu görmek, doktorluğun belki de en kutsal kısmı bu aslına bakarsanız. Biz tabi bu seriye aslında yüz nakliyle başlamadık. 2010'da ilk kol naklini yapmıştık. Türkiye'nin ilk kol nakli dünyanın da sayılı kol nakillerinden bir tanesi, çift kol nakli. Her yerde çift kol nakli de yapılmıyor, çift teke göre çok daha zor. 2011'de dünyanın ilk rahim naklini yaptık. O da çok mutluyuz ki bebek sahibi oldu. 2012 yılında da ilk tam yüz nakli. Yüz nakillerinin de kendi aralarında farklılıkları var. Bu da en zor olanlarından ilk tam yüz nakliydi. Dönüp baktığım zaman çok şey öğrendik elbette hastalarımızla beraber" dedi.

"ŞİMDİKİ HAYATIM KREMALI PASTA GİBİ BEYAZ"

Rektör Prof. Dr. Özkan, “Uğur'a baktığım zaman gördüğüm şey, kendisi yaş pastayı keserken söyledi. 'Önceki hayatım, çikolatalı pasta gibi siyahtı. Şimdiki hayatım kremalı pasta gibi beyaz' diye güzel ifade etti. Aslına bakarsanız gerçekten de 14 yıldır onları takip ediyoruz. Aile gibi olduk. Uğur'un geçirdiği sosyal evrimi de gördüğüm zaman iyi ki yapmışız diyoruz. Tabi bu ameliyatların elbette ciddi komplikasyonları var. Bunları da yakından takip ediyoruz. Bütün hastalarımızı ömür boyu takip ediyoruz. Çünkü bunlar ömür boyu ilaç alan insanlar, immün sistemlerini baskılayan ilaçlar. O anlamda hem nakledilen organlar yakın takip ediliyor hem de sistemik muayeneleri yan etkileri açısından takip ediliyor" diye konuştu.

DÜNYADA EN KISA ZAMANDA YAPILAN KLİNİK

Yüz naklinin, dünyada en kısa zamanda yapılan kliniklerden birinin Akdeniz Üniversitesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özkan, şöyle devam etti: “Yüz naklinde bir sıkıntı yaşarsanız, bunun B, C, D, planlarının olması lazım. Yüz naklinde bu kolay değil. Çünkü biz yüz naklini kime yapıyoruz. Cerrahinin temel prensibidir. Zenginden al fakire ver, zengin organdan, dokudan alıp fakir dokuyu veriyoruz. Yüzünde ameliyat sırasında, ameliyattan hemen sonra bir sıkıntı yaşandığı zaman o yüzü geri aldığımız zaman bize geldiğinden çok daha geriye gitmiş oluyor hasta. Bu anlamda ömür boyu takip ediyorsunuz. Bu hastalar biz yüz naklini yapmasak hayatını devam ettirebilecekler sağlık olarak, ama sosyal olarak çok ciddi sıkıntılılar. Sosyal hayata karışmıyorlar. Yemek yiyemiyor. Bir kısmı mideden besleniyor tüplerle. Biz aslında hayat kalitesini artırıyoruz bu ameliyatlarla. Uğur'un bir işi oldu. Okula bile gidememiş maalesef. Turan evlendi ve üzerine çocuk sahibi oldu. Recep yine evlendi, çocuk sahibi oldu. Kol nakli ikinci çocuğuna sahip oldu. Rahim nakillerinin zaten yapılma amaçları çocuk sahibi olmaktı. Bunları başarıyorsunuz. Ancak bu uzun bir süreç. Yan etkileri hakikaten çok ciddi. Bu bir terazi. Kazanım ve kayıpları hesaplıyorsunuz. Kazanım fazla ise bu ameliyatı yapıyorsunuz. Bu bağlamda bizim her kongrede konuştuğumuz şey. Yüz nakilleri hakikaten süreçte biraz daha yavaşladı. Çünkü çok yorucu, ömür boyu siz takip ediyorsunuz bunu, başkası değil. Karaciğer nakli yaptınız, başka klinik takip edebilir onu. Çünkü birçok karaciğer nakli yapan yer var ama bizim için öyle bir şey geçerli değil. Dünyada da bu böyle. Sadece biz takip ettiğimiz için elbette yükü bir hayli ağır."

"MASAYA YATIRDIĞIMIZ İNSANLA KALDIRDIĞIMIZ İNSAN ÇOK BAŞKA"

Operasyon esnasında hissettiklerinden bahseden Rektör Prof. Dr. Özkan, “Yüz nakli tam bir 'Face off' filmi gibiydi. Masaya yatırdığımız insanla kaldırdığımız insan çok başkaydı. Bunu Ömer hocayla aynı anda hissetmişiz 1 saniye içinde. Eski Uğur gidip yeni Uğur geliyor. Bambaşka bir insan geliyor. Hakikaten çok fantastik bir duyguydu bu ikimiz için de. Ömer hoca da aynı şeyi hissetmiş" dedi.

HERKES YAPAY ORGANLARLA UĞRAŞIYOR

Yapay organ çalışmalarına değinen Rektör Prof. Dr. Özkan, “Kullandığımız ilaçların uzun dönemde yan etkileri var. İlaçların yan etkileri ne kadar azaltılabilir? Biz de buna çalışıyoruz şu anda. Bizi en çok şaşırtacak olan şey elbette bunların yerine konacak yapay organlar. Yapay karaciğer, yapay böbrek, belki yapay deri, herkes bununla uğraşıyor. Bir hastaya domuzdan alınan kalp nakledilmişti. Böbrek nakledilmişti elbette çok kısa sürdü bunların ömrü ama tabi bunlar ilk bebek emeklemeleridir. Önce yürüyeceğiz, sonra koşacağız. Yapay organlar ya da immün sistemi değiştirilmiş organlar, şimdi olmasa da bizden sonraki nesiller muhtemelen bunu görecektir" ifadelerini kullandı.

"BÜYÜK BİR SANSASYON YARATMIŞTI"

Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, “14 yılın geçmiş olması güzel bir yoğunluktu. Tabi sadece cesaret değil bu işe girip kendini tecrübelendirmek, bürokratik işlemleri aşmak, cerrahi yapmak. Sonrasında takipler. Ama iyi bir seçim yapmışız. Güzel de bir ameliyat olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı bir şekilde hastamız hayatta. Bu bize mutluluk veriyor. Türkiye'nin ilkiydi, o zaman büyük bir sansasyon yaratmıştı. Birçok insana ışık oldu. Organ naklinin biraz daha farkındalığını artırdı. Üniversitemiz açısından Antalya'nın imajı, ülkenin imajı açısından konumumuzu oldukça iyi bir duruma getirdiğini düşünüyorum. Zaten çok az sayıda ülkede yapılan bu tür ameliyatların bu ülkenin sağlık sistemine, sağlık turizmine bile büyük katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Bu tür ameliyatların yapılabildiği bir ülkede burada diş tedavisi de katarakt ameliyatı da başka tür ameliyatlar da daha sağlıklı yapılabilir diye düşünülmeye başlanmıştır. Önemli olan bu ülkenin altyapısının, organizasyonunun, ekonomik gücünün bu tür ameliyatları yapabilecek seviyede olduğunu göstermekti" dedi.

"İNSANIN TIP İÇİN YAPACAĞI ÇOK ŞEY VAR"

Tıbbın geleceği için yapılacak çok şey olduğundan bahseden Prof. Dr. Ömer Özkan, “Bizim bu arenada geri durmamamız gerekir. Yaptık çekilelim modu olmaz. Daha yapabileceğimiz şeyler olduğunu düşünüyoruz, projelerimizi veriyoruz, hazırlıklarımızı yapıyoruz. Bunlar iyice hazırlanmadan her şey olmadan ortaya çıkacak şeyler değil, yapılamayacak şeyler vardır ama ben daha yapılacak çok şey olduğuna inanıyorum" ifadelerini kullandı.

"YÜZÜNÜ ALDIĞIM KİŞİNİN YAŞINDAYIM"

Türkiye'nin ilk yüz nakli operasyonu yapılan Uğur Acar, “İlk nakil olduğumda 18 yaşındaydım. Yaşım 32'ye geldi. 14 yıl geçti aradan artık nakil yılım bile yaşlanmaya başladı. Mutluyum, huzurluyum. Hocalarım ile Akdeniz Üniversitesi'nde. Ben de artık bir Akdeniz Üniversitesi personeli olduğum için doktorlarımla beraber mutlu, huzurlu bir şekilde hayatıma devam ediyorum" dedi.

Uğur Acar, “Yüzünü aldığım kişi 32 yaşlarındaydı. Aradan 14 sene geçtiği için şu anda ben tam olarak Ahmet Kaya'nın vefat ettiği ve yüzünü bağışladığı yıldayım. Kendi yaşım olarak da o seviyeye geldim. Mutluyum huzurluyum. Buradan Ahmet Kaya'nın ailesine de tekrar tekrar çok teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.

"NAKİLDEN ÖNCE HAYATIM KISITLIYDI"

Uğur Acar, “Yüz nakli olmadan önce sosyal hayatım veya yaşam kalitem kısıtlıydı. İş hayatına atılamıyordum. Sosyal ortama giremiyordum. Belirli kısıtlamalar seviyesinde gidebiliyordum. Çoğunlukla girdiğim iş yerlerinde en fazla 3 ay 5 ay çalışabiliyordum. İnsanların bakış açısından dolayı. Artık uzun bir süre geçtikten, Türkiye'nin ilk yüz nakli hastası olduktan sonra insanlar beni daha farklı tanıdı. Akdeniz Üniversitesi'nde 14 yıldır personelim. Artık sosyal ilişkiler konusunda da insanların bakış açısı uzun süredir farklı, artık tanınan bir kişiyim. Sosyal ortamlara girebiliyorum. Tanınan bir kişi olduğum için sevilen bir kişiyim" dedi.

"TÜRKİYE'NİN İLK YÜZ NAKLİ OLAN KİŞİSİ BENİM"

Nakil sonrası liseyi bitirdiğini söyleyen Uğur Acar, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Türkiye'nin ilk yüz nakli olan kişisi benim. Benden sonraki nakil olan arkadaşlar hep evlendiler. İlk olduğum için herkes beni evli zannediyor. Hayatı, yüzümü, geleceğimi aydınlıklara açabilecek birisi olursa belki evlenebilirim."

Kaynak: DHA   |   Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRABD İran'a mı saldıracak? CENTCOM'dan dikkat çeken paylaşım! Orta Doğu'ya konuşlandı Derya Çayırgan'dan hakkındaki iddialarla ilgili açıklama "Hukuki süreç başlatıldı"]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/14-yildir-aynaya-baska-bir-yuzle-bakiyor-yasi-bile-o-gun-degisti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/14-yildir-aynaya-baska-bir-yuzle-bakiyor-yasi-bile-o-gun-degisti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/14-yildir-aynaya-baska-bir-yuzle-bakiyor-yasi-bile-o-gun-degisti/21241/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 02:24:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Salgınlar covid mi, influenza mı? "Çok yaygınlaştı" uyarısı!</title>
			<description><![CDATA[Son iki aydır mevsimsel etkilerle birlikte solunum yolu virüslerinde ciddi artış yaşanırken, uzmanlar pandemi döneminde titizlikle uygulanan korunma önlemlerinin terk edilmesinin bu tabloyu ağırlaştırdığına dikkat çekti. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, özellikle influenza başta olmak üzere viral enfeksiyonların bu yıl daha yaygın ve ağır seyrettiğini belirtti.]]></description>
		    <news><![CDATA[Grip salgının etkeni olan influenza enfeksiyonun, önceki sezonlara göre çok daha yaygın ve ağır klinik seyir ile komplikasyonlara yol açtığını belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Ekim ayında okulların açılması ile havaların soğuması ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasının gribal enfeksiyonların artmasını normal bir süreç haline getirdiğini hatırlattı.

SALGIN NASIL ORTAYA ÇIKIYOR?

Korunma yollarının ihmal edilmesinin virüsün geniş kitler arasında yayılımının artmasına neden olduğunu belirten Kılıç şöyle konuştu: "Bu seviyede bir salgının ortaya çıkmasının nedenlerinden biri; maske, mesafe ve el hijyeni gibi koruyucu önlemlerin unutulması ve göz ardı edilmesidir. Ayrıca mutasyona uğramış, hastalandırıcılığı ve bulaştırıcılığı artmış virüslerin vücut tarafından yeterince tanınamaması da etkili olmaktadır. Aşılar koruyucu olmakla birlikte, yoğun virüs maruziyetinde aşının koruyuculuğu azalabilmektedir. Aşılar bir önceki yılın virüslerine göre hazırlandığı için bu virüslere karşı bağışıklık sağlarken, yeni mutasyona uğramış virüsleri vücudumuz yeterince tanıyamayabilmektedir. Bu nedenlerle ABD, İngiltere ve Japonya’da virüs mevsiminden yaklaşık bir ay önce yayılmaya başlamış, güney yarımkürede ise bir ay daha geç sonlanarak üç aylık hastalık sezonu beş aya çıkmıştır. Küresel yaygınlığa paralel olarak ülkemizde de vakalar geniş kitleler arasında uzun ve ağır seyretmektedir."

COVİD Mİ, İNFLUENZA MI?

Yaygın olan mevcut virüslere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıç, "Bu sezon üst solunum yolu enfeksiyonları genel olarak toplumun ‘grip’ olarak adlandırdığı semptomlarla seyretmektedir. Bunun nedeni; influenzanın yaygın görülmesi, Covid-19 virüsünün hala mevsimsel bir virüse dönüşmemiş olması ve yıl boyunca etkisini sürdürmesidir. Ayrıca bu yıl özellikle 5 yaş altı çocuklar ve yaşlılarda, akciğer bağışıklığının tamamen ortadan kalkmamış olması nedeniyle daha ağır tablolarla karşılaşmaktayız. Son 1-1,5 aydır influenza çok yaygın olsa da Covid-19 hala varlığını sürdürmektedir. Buna ek olarak RSV gibi diğer üst solunum yolu virüsleri de görülmekte olup, tüm bu virüslerin semptomlarının birbirine çok yakın olması tanıda karmaşaya neden olmaktadır" şeklinde konuştu.

3’LÜ ÖNLEM

Pandemide yaşananların çabuk unutulduğunu vurgulayan Dr. Kılıç, alınması gereken önlemlerle ilgili şu bilgileri verdi: "O dönemdeki Covid-19 virüsü daha bulaşıcı ve daha ağır hastalık yapıcı özelliklere sahipti. Ancak tüm virüsler, eğer yüksek miktarda alınır, önlem alınmaz ve risk gruplarında yeterli tedbirler uygulanmazsa, kişide ağır hastalıklara neden olabilmektedir. Özellikle bu sezon influenzanın komplikasyonları daha sık görülmektedir. Virüslerin çoğu için o virüse özel bir ilacımız yoktur. Semptomatik tedavi uyguluyoruz; yani burun akıntısı, ateş, boğaz ağrısı ve öksürük gibi belirtilere yönelik ilaçlar veriyoruz. İnfluenza için bir antiviral ilacımız bulunmakla birlikte, bu kesin bir çözüm değildir. Son iki aydır hastanelere en fazla başvuru nedeni olan influenza A virüsüne karşı ise, her şeye rağmen yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlayan aşı en önemli korunma yöntemidir. Mutasyona uğramış virüsle hastalanılsa bile aşı, hastalığın daha hafif ve daha kısa sürede geçirilmesine yardımcı olmaktadır. Aşı, ekim ayından itibaren her zaman yaptırılabilir ve halen yapılabilmektedir."

"3 GÜN İSTİRAHAT İLE GEÇMİYORSA DİKKAT"

Tüm solunum yolu enfeksiyonları için standart önlemler alındığında, virüse maruz kalınsa bile alınan virüs miktarının azalması sayesinde vücudun doğal savunma sistemiyle hastalığın daha hafif geçirilebileceğini aktaran Kılıç, ev içi bulaşa da dikkati çekerek şunları kaydetti: "Çocuğunuz hastaysa siz maske kullanabilirsiniz, yemek yerken ya da konuşurken daha dikkatli olabilirsiniz. Aynı ortamı paylaşırken sık havalandırma yapmak ve el hijyenine özen göstermek önemlidir. Bu önlemler enfeksiyonu büyük ölçüde engellediği gibi, hastalığın daha hafif atlatılmasını ve olası komplikasyonlardan korunmayı sağlar. Ancak üç gün istirahat ve ateş düşürücüye rağmen ateşin düşmemesi, nefes darlığı, göğüste baskı hissi veya ağrı, bilinç bulanıklığı ve sıvı alamama durumlarında mutlaka hastaneye başvurulmalıdır. Ayrıca diyabet, kronik akciğer, kalp, böbrek ve karaciğer hastalığı olanlar ile hastalığı ya da kullandıkları ilaçlar nedeniyle bağışıklığı baskılanmış olan romatizmal hastalar ve kanser tedavisi alan kişilerin gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir." 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/salginlar-covid-mi-influenza-mi-cok-yayginlasti-uyarisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/salginlar-covid-mi-influenza-mi-cok-yayginlasti-uyarisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/salginlar-covid-mi-influenza-mi-cok-yayginlasti-uyarisi/21240/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 12:24:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kilo aldıran görünmez düşman! Tokken bile yeme isteğinin sebebi ortaya çıktı</title>
			<description><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Uzman Diyetisyeni Funda Kasapoğlu, yüksek enerjili ve işlenmiş gıdaların beyindeki ödül sistemini tetikleyerek 'hedonik açlık' adı verilen haz odaklı yeme davranışına yol açtığını söyledi. Gerçek açlıktan farklı olarak bu durumun ani geliştiğini ve doyum hissine rağmen yeme isteğinin sürdüğünü belirten Kasapoğlu, "Kontrol mekanizması devre dışı kalırsa bu süreç sık tekrarlanır ve kilo kontrolü zorlaşır" uyarısında bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Fizyolojik açlık ile hedonik açlığın birbirine karıştırılmaması gerektiğine dikkat çeken Kasapoğlu, gerçek açlığın 4-5 saatlik süreçte yavaşça geliştiğini ve gıda ayrımı yapmadığını, hedonik açlığın ise aniden ortaya çıkarak sadece işlenmiş ve yüksek yağlı gıdaları hedeflediğini belirtti.

Gerçek açlıkta yemekle birlikte doygunluk hissinin oluştuğunu kaydeden Kasapoğlu, haz odaklı açlıkta ise yeme isteğinin doyduktan sonra da devam edebileceğini ifade ederek kontrolün vücuttan çıkıp beyindeki ödül sistemine geçtiğini hatırlattı.

"İRADENİZ DEĞİL BEYİN OTOMATİK OLARAK KARAR VERİP YEMEK İSTİYOR"

Açlık türleri arasındaki keskin farklara dikkat çeken Kasapoğlu, süreci şu sözlerle aktardı: "Fizyolojik olarak vücudun bir enerji gereksinimi ihtiyacı yoktur ama vücut yine de ödül sistemini haz odaklı, zevk odaklı ödül sistemini devreye sokarak yeme ihtiyacı duyar. Yani beynine ye sinyali gönderir. Tamamen haz odaklı bir yeme biçimidir. Fizyolojik açlık ve hedonik açlığı ayır edebilmenin temel yolları fizyolojik açlık yavaş gelişir. 4-5 saat içerisinde aç olduğunu da hissedersiniz. Hedonik açlık ani gelişen bir yeme isteğidir. Fizyolojik açlıkta ne yediğiniz önemli değildir. Amaç karın doyurmaktır. Hedonik açlıkta daha çok yüksek yağlı işlenmiş, enerji içeriği yüksek gıdalar yani beynin ödül sistemini devreye sokacak gıdaları tercih edersiniz. Fizyolojik açlıkta yediğinizde doyarsınız ama hedonik açlıkta yeme isteğiniz devam edebilir. Tabii ki hedonik açlığı iradesizlik olarak tanımlamak çok doğru bir yaklaşımı değil. Çünkü burada beynin ödül sistemi devreye gidiyor. Siz o yiyeceği gördüğünüzde ödül sistemi devreye girdiği için burada aslında sizin iradeniz değil beyin otomatik olarak karar veriyor, yemek istiyor. Artı irade sabit bir karakter değil. İnsanlar gün içerisinde çevresel faktörlerden etkileniyorlar, uyku, yorgunluk, stres dolayısıyla. İrade konusunda zayıf düştüğümüz anlar olabilir, bu da çok doğaldır. Artı çevresel uyaranlar çok fazla artık günümüzde. Televizyonda yemek programları, sosyal medyada sürekli yemek videolarının paylaşılması, reklamlar ve bu tarz gıdalara yani enerji içeriği yüksek gıdalara kolay ulaşılabilir olması dolayısıyla iradeyi tek suçlu olarak göstermez."

İKİ FARKLI AÇLIĞI AYIRT ETME YÖNTEMLERİ; "SU VE ELMA TESTİ"

Vatandaşların kendi kendilerini test edebilecekleri yöntemlere değinen Kasapoğlu, beyanatını şöyle sürdürdü: "Hedonik açlığı ayırt etmenin aslında temel, basit birkaç önerisi var günlük hayatta uygulanabilecek. Mesela bir besini gördünüz, yemek istiyorsunuz. Bir bardak su içip derin nefes alıp bulunduğunuz odayı değiştirebilirsiniz. 10 dakika sonra tekrar o besini hala yemek istiyorsanız o zaman orada bir fizyolojik açlık var diyebiliriz. Ama belki alternatifi değiştirebiliriz sağlıklı olması adına. Veya bir elma test ediyoruz. Ben şu anda bu elmayı yersem de doyar mıyım? İhtiyacımı karşılar mı? Eğer cevabınız hayır ise o besini yemek istiyorsanız orada hedonik açlıktan bahsetmek gerekir. Veya şunu sorabilirsiniz. Ben en son öğünü ne zaman yapmıştım? En son yattığınız öğün üzerinden 4-5 saatlik bir zaman dilimi geçtiyse orada fizyolojik açlık daha çok devrededir. Ani çıkmamıştır, artık acıkmışsınızdır ve yemeğe ihtiyacınız vardır. Yine tercihinizi daha doğru bir şekilde yönlendirebilirsiniz. Bu gibi basit yöntemlerle ayırt edebilirsiniz."

"BAĞIMLILIK DEĞİL, FARKINDALIK EKSİKLİĞİ"

Kasapoğlu, yüksek enerjili gıdalara karşı geliştirilen yeme isteğinin "bağımlılık" olarak adlandırılmasının teknik olarak doğru olmadığını, meselenin bir kontrol mekanizması kaybı olduğunu anlattı. Kasapoğlu, "Yemekten kaçamazsınız, bu yüzden farkındalığı artırıp beyindeki haz döngüsünü yeniden yapılandırmak gerekiyor" dedi.

Kontrol mekanizmasının devre dışı kalmasının kilo artışına neden olduğunu belirten Kasapoğlu, şunları söyledi: "Hedonik bağımlılıktır diyemeyiz. Çünkü bağımlılıkta daha çok o yasaklı maddeden kaçınma, uzak durma vardır. Tamamen hayatının dışında bırakma çabası vardır. Yemek, beslenme tamamen kaçınabileceğiniz bir durum değil. Böylesi çok sağlıklı olmaz. Orada sadece kontrol mekanizması devre dışı kaldığı için orada farkındalığı arttırmak gerekiyor. O kontrol mekanizmasını devreye sokup beynin haz döngüsünü yeniden yapılandırmak gerekiyor. Burada çünkü ödül sistemi çok sık devreye giriyor. Bazı besinlere daha fazla beyin ödülü veriyor. Burada amaç farkındalık. Eğer bu sık tekrarlanan eyleme dönerse yani istiyorum, yiyorum, haz alıyorum ve kontrol mekanizması yavaşlar devre dışı kalırsa bu sık tekrarlarsa yüksek enerjili beslenme yağ içeriği yüksek gıdalar bu işte dediğimiz gibi ödül sistemini uyaran besinlerin sık tüketimi kilo kontrolünü de zorlaştıracaktır. İşte bu noktada belki bağımlılık benzeri davranışlar gösterdiği için bu şekilde adlandırılıyor ama bağımlılık değildir."

"EKRAN KARŞISINDA DEĞİL, DÖNGÜ İÇERİSİNDE BESLENİN"

Kasapoğlu, hedonik beslenmeye karşı 'farkındalıklı yeme' (mindful eating) önerisinde bulunarak sözlerini şöyle tamamladı: "Peki hedonik beslenme karşısında neler yapabiliriz? Bir kere beslenme programınızı, rutinimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Daha çok liften, proteinden zengin besinleri diyetimizin vazgeçilmez bir parçası haline getirebiliriz. En önemlisi farkındalık. Mindful eating diyoruz. Yani yemek yerken yemek yediğimizin farkında olalım. Ekran karşısında, bilgisayar başında değil bir öğün düzenimiz olsun o döngü içerisinde beslenmeye çalışalım. Çevresel uyaranları kontrol altına alamayız ama bunların farkında olabiliriz. Yani bu reklamların söylediğim gibi işte sosyal medyada önümüze çıkan yeme şeylerinin belki buralarda daha farkında davranabiliriz. Yasaklama, yani yasaklar her zaman daha cazip kılar. Yasaklama değil, süreci kontrol altına almaya çalışmalıyız. Bu gibi yaklaşımlarla sağlıklı beslenmeyi sağlayabiliriz." 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/kilo-aldiran-gorunmez-dusman-tokken-bile-yeme-isteginin-sebebi-ortaya-cikti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/kilo-aldiran-gorunmez-dusman-tokken-bile-yeme-isteginin-sebebi-ortaya-cikti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/kilo-aldiran-gorunmez-dusman-tokken-bile-yeme-isteginin-sebebi-ortaya-cikti/21239/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jan 2026 12:24:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Nipah kabusuna dikkat! Uzman isim belirtileri sıralayarak uyardı: &#39;45 gün kuralı&#39;</title>
			<description><![CDATA[Hindistan'da yarasalardan insanlara bulaşan yeni bir virüs tespit edildi. Şimdiye dek 5 kişide tespit edilen Nipah virüsüyle ilgili karantina uygulanmaya başladı. Artan panik sonrası Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, hastalığın belirtileri ve olası sonuçlarıyla alakalı değerlendirmede bulundu. Özellikle Asya seyahatinden dönenler için 45 gün uyarısında bulunan Diktaş, "Ateş, solunum sıkıntısı, bilinç değişikliği gibi belirtiler ortaya çıkarsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı" dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Hindistan’daki Nipah virüsü salgını, dünyayı yeniden maske ve mesafe günlerine döndürme endişesi oluşturdu. Ölüm oranının yüksek olduğu bu virüse karşı henüz bir ilaç veya aşı bulunmadığını vurgulayan Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, “Hastalık grip gibi başlayıp beyin iltihabına dönüşebiliyor. Asya seyahatinden dönenler 45 gün boyunca kendini izlemeli” uyarısında bulundu.

VİRÜS KÜRESEL BİR TEHDİT Mİ?

Nipah virüsü, hayvanlardan insanlara bulaşan ve ölüm oranı çok yüksek olan tehlikeli bir zoonotik enfeksiyon olarak biliniyor. Özellikle Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerinde görülen bu virüs, zaman zaman ölümcül salgınlara yol açmasıyla dikkat çekiyor. Son olarak Hindistan’da tespit edilen yeni vakalar sonrası bölgede önlemler artırılırken, salgının yeniden gündeme gelmesi “Nipah virüsü küresel bir tehdit mi?” sorusunu da beraberinde getirdi. Nipah virüsüne karşı spesifik bir antiviral tedavi bulunmadığını vurgulayan Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş, hastalıkla mücadelede en etkili yöntemin korunma olduğunu belirtti.

AĞIR SOLUNUM VE BEYİN ENFEKSİYONUNA YOL AÇABİLİR

Hastalığın basit belirtilerle başlayabileceğini ancak hızla ağır tablolara ilerleyebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Diktaş, “Ateş, kas ağrıları, ishal, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayan hastalık, bazı olgularda ağır solunum yetmezliğine ya da beyin enfeksiyonu olan ensefalite kadar ilerleyebilmektedir. Bu durum, hastalığın ölümcüllüğünü artıran en önemli faktörlerden biridir” ifadelerini kullandı.

SEYAHAT EDENLERE ÖNEMLİ UYARI

Türkiye’nin Nipah virüsünün doğal olarak görüldüğü ülkeler arasında yer almadığını belirten Doç. Diktaş, “Ülkemiz bu yarasaların doğal yaşam alanı içerisinde yer almamaktadır. Ancak Güney ve Güneydoğu Asya ülkelerine seyahat eden vatandaşlarımızın dikkatli olması büyük önem taşımaktadır. Bu ülkelere seyahat eden kişilerin açıkta satılan yiyeceklerden, meyve sularından ve hijyeninden emin olunmayan gıdalardan kesinlikle kaçınması gerekir. Ayrıca meyve yarasalarının bulunduğu alanlarda temas riskine karşı son derece dikkatli olunmalıdır” diye konuştu.

BELİRTİLER 45 GÜNE KADAR ORTAYA ÇIKABİLİR

Nipah virüsünün kuluçka süresinin uzun olabildiğini hatırlatan Doç. Diktaş, “Virüsle temas sonrası belirtiler genellikle 4 ila 14 gün içinde ortaya çıksa da bu süre 45 güne kadar uzayabilmektedir. Bu nedenle riskli bölgelere seyahat eden kişiler, dönüş sonrası bu süre boyunca kendilerini yakından izlemelidir. Seyahat öyküsü olan kişilerde ateş, solunum sıkıntısı, bilinç değişikliği gibi belirtiler ortaya çıkarsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve seyahat bilgisi sağlık çalışanlarıyla paylaşılmalıdır. Erken farkındalık hem bireysel hem de toplumsal korunma açısından kritik önemdedir.” dedi.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRInstagram, Facebook ve WhatsApp'ta yeni dönem! Karaman’da otomobille çarpışan bisikletli yaralandı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/nipah-kabusuna-dikkat-uzman-isim-belirtileri-siralayarak-uyardi-45-gun-kurali.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2026/01/nipah-kabusuna-dikkat-uzman-isim-belirtileri-siralayarak-uyardi-45-gun-kurali_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/nipah-kabusuna-dikkat-uzman-isim-belirtileri-siralayarak-uyardi-45-gun-kurali/21238/</link>
			<pubDate>Mon, 26 Jan 2026 12:24:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ölümcül hastalık yıllar sonra Türkiye&#39;de! Korkunç belirtilere sahip deli dana vakaları panikletti: "Yenileri de ortaya çıkabilir"</title>
			<description><![CDATA[Önce Ankara'da görüldüğü iddia edilen, ardından Bolu'da bir hastada tespit edilen 'deli dana' hastalığı tedirginlik yarattı. Hayvanlardan bulaşan sinsi hastalık ilk anda ortaya çıkmayıp yıllar sonra kendini gösteriyor. Prof. Dr. Bülent Ertuğrul'a göre tespit edilenler dışında Türkiye'de başka fark edilmemiş başka deli dana vakaları da olabilir. Peki ilacı ve tedavisi olmayan deli dana hastalığının belirtileri nelerdir? İşte ölümcül hastalıkla ilgili detaylar...]]></description>
		    <news><![CDATA[Art arda gelen deli dana hastalığı haberleri panik yarattı. Ankara ve Bolu'dan gelen haberlerin ardından deli dana hastalığının belirtileri ve hastalıkla ilgili ayrıntılar merak edilmeye başladı. Uzmanlara göre başka vakaların da ortaya çıkması ihtimal dahilinde.

HASTANEDEN AÇIKLAMA GELDİ: NET BİR TABLOYA RASTLANMADI

Geçtiğimiz günlerde Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nde deli dana hastalığı olarak bilinen Creutzfeldt-Jakob hastalığı (CJD) şüphesiyle bir hastanın yoğun bakımda tedavi gördüğü iddiası gündeme gelmişti. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi'nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada deli dana hastalığına yönelik net bir klinik tabloya rastlanmadığını, tetkiklerin devam ettiğini bildirdi. Açıklamada "Konuya ilişkin olarak yapılan inceleme sonucunda; haberlere konu edilen hastanın, hastanemizin Nöroloji Kliniği tarafından takip edilmekte olduğu, ancak tanının henüz kesinleşmediği belirlenmiştir" dendi.

BOLU’DA BİR HASTADA TESPİT EDİLDİ

Öte yandan Bolu’da boğaz ağrısı, mide bulantısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvuran kadın hastada, beyin omurilik sıvısına (BOS) yapılan testlerde ’deli dana’ hastalığı tespit edildi. İHA'nın aktardığına göre; Z.A. isimli kadın hastaneye başvurduktan sonra şikayetlerinin geçmemesi üzerine beyin omurilik sıvısından (BOS) örnek alındı. Hastadan alınan örnekler daha sonra İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beyin ve Nörodejeneratif Hastalıklar Araştırma Laboratuvarı’na gönderildi. Burada yapılan testlerde Z.A.’nın beyin dokusunda ’deli dana’ hastalığı tespit edildi. Z.A.’nın İzzet Baysal Devlet Hastanesi Palyatif ünitesinde izole alanda tedavisinin devam ettiği öğrenildi.

"BAŞKA HASTALAR DA ORTAYA ÇIKABİLİR"

Deli dana enfeksiyonun bu hastalığı taşıyan hayvanların etinin ve özellikle sakatatlarının tüketilmesi, bu hayvanların vücut sıvıları ile temas edilmesi sonucunda bulaştığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, “İki vakanın varlığı başka hastaların da ortaya çıkabileceği ihtimalini barındırıyor” dedi.

"BULAŞTIKTAN YILLAR SONRA, 15-20 YIL HATTA 30 YIL SONRA ORTAYA ÇIKAR"

Bulaşıcı deli dana enfeksiyonunun sebebinin doğada her yerde bulunabilen “Prion” adı verilen protein yapıları olduğunu belirten Prof. Dr. Ertuğrul, bu hastalığın en önemli özelliğinin belirtilerinin yıllar sonra ortaya çıkması olduğunu ifade ederek, “Hastalığın belirtileri bulaştığı anda hemen ortaya çıkmaz. Bulaştıktan yıllar sonra, 15-20 yıl hatta 30 yıl sonra ortaya çıkar. Deli dana hastalığı prion adı verilen anormal yapıdaki proteinlerin beyinde birikmesi sonucu gelişir. Beyin yapısının bozulmasına ve beyinin süngerleşmesine sebep olur. Bu yüzden süngerleşmiş beyin (BSE) olarak da adlandırılır. İlk olarak sığırlarda görülmüştür. İnsanlarda varyant Creutzfeldt-Jakob hastalığı (vCJD) adı verilen bir hastalıkla ilişkilidir. Her iki hastalık da ölümcül beyin hastalıklarıdır. Bazı durumlarda insandan insana da tükürük gibi vücut sıvılarıyla bulaşabilir” diye açıkladı.

DELİ DANA NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Belirtileri daha çok diğer nörolojik hastalıklarla karıştığı için “deli dana” teşhisi direkt olarak konamıyor. Teşhis halk arasında ‘belden su alınması’ olarak bilinen beyin omurilik sıvısından yapılan basit bir testle konuyor. Fark edilmemiş vakaların bulunabileceğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul, “Örneğin şu anda enfeksiyon bulaşmış olan kişilerde hastalığın ortaya çıkışına kadar olan süre uzun olduğu için birçoğu başka sebeplerden hayatını kaybediyor. Veya tek tek belirtiler üzerinde durulduğu için o belirtilerin tedavisi için uğraşılıyor ve sonuçta hasta yine kaybediliyor” dedi.

UNUTKANLIK VE KAFA KARIŞIKLIĞI BELİRTİLERİYLE ORTAYA ÇIKIYOR

Hastalığın ilk belirtilerinin psikolojik olduğunu belirten Prof. Dr. Ertuğrul, “An kafa karışıklığı veya oryantasyon bozukluğu, odaklanma zorluğu, düzensiz düşünme veya tutarsız konuşmalar, halüsinasyon görme, huzursuzluk, ajitasyon, aniden öfkelenme, saldırganlık, uyku bozuklukları veya tersine dönmüş uyku-uyanma döngüleri görülebilir” dedi. Daha sonra beynin etkilenen bölümlerine göre yürüme güçlüğü, nefessiz kalma, kalp fonksiyonlarının bozulmasının söz konusu olduğunu aktaran Prof. Dr. Ertuğrul, “Deli dana hastalığı ilerledikçe zihinsel belirtiler daha da kötüleşerek hastanın komaya girmesine sebep olur. Ne yazık ki herhangi bir ilacı ve tedavisi yoktur” dedi.

178 KİŞİNİN ÖLÜMÜNE YOL AÇMIŞTI

Deli dana hastalığı 1986 yılında İngiltere’deki büyükbaş hayvanlarda tespit edilmiş, ülkede 178 kişinin ölümüne yol açarken 1990’larda Avrupa’yı etkisi altına almıştı.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/11/olumcul-hastalik-yillar-sonra-turkiye-de-korkunc-belirtilere-sahip-deli-dana-vakalari-panikletti-yenileri-de-ortaya-cikabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/11/olumcul-hastalik-yillar-sonra-turkiye-de-korkunc-belirtilere-sahip-deli-dana-vakalari-panikletti-yenileri-de-ortaya-cikabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/olumcul-hastalik-yillar-sonra-turkiye-de-korkunc-belirtilere-sahip-deli-dana-vakalari-panikletti-yenileri-de-ortaya-cikabilir/21188/</link>
			<pubDate>Sat, 01 Nov 2025 04:46:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Her 8 erkekten biri tehlikede: Son 10 yılda belirgin artış var!</title>
			<description><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş, prostat kanserinin ileri evre vakalarında son 10 yılda belirgin bir artış yaşandığını belirterek önemli bir uyarıda bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Emre Salabaş her yıl dünyada 1,5 milyon erkeğe prostat kanseri tanısı konulduğunu ve 375 bin erkeğin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini söyledi.

Doç. Dr. Emre Salabaş, "Erkeklerde en sık görülen kanser olan prostat kanseri, kanser kaynaklı ölümlerde akciğer kanseri sonrası ikinci sırada. Erken tanı ve kanda rutin PSA bakılması, prostat kanserinden ölüm oranlarını 1990'lardan sonra azaltmıştır" ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Salabaş, '15 Eylül Prostat Kanseri Farkındalık Günü' kapsamında açıklamalarda bulundu.

Amerikan Kanser Derneği'nin yeni bir raporunu da aktaran Doç. Dr. Emre Salabaş, "Prostat kanseri vakalarının görülme oranlarında 2014'e kadar yüzde 6 yıllık düşüş görülürken, 2014-2021 yılları arasında görülme oranları yıllık yüzde 3 arttı. Görülme sıklığında en büyük artış ise ileri evre vakalarda yaşanıyor" diye konuştu.

Vakalardaki önemli artışın yıllardır süren düşüşün ardından geldiğini belirten Doç. Dr. Emre Salabaş, şunları kaydetti:

"Hastalık her yaşta ortaya çıkabiliyor ancak yaş ilerledikçe risk artıyor. Bugün her 8 erkekten biri, yaşamı boyunca prostat kanseriyle yüzleşme riski taşıyor. Ölüm oranları erken tanı sayesinde azalıyor ancak ileri evre prostat kanseri vakaları hala hayatı tehdit ediyor. Kanser tarama programlarına rağmen ileri evre vakalarda görülen artış endişe verici. Bu nedenle özellikle görülme sıklığı, teşhis ve tedavinin erken yönetimi söz konusu olduğunda prostat kanserine özel dikkat göstermeliyiz. Erken dönemde yakalanan kanserlerde 15 yıllık sağ kalım oranları yüzde 97'lerde. Aile geçmişi ve genetik kanser riskini çoğaltıyor."

HAREKETSİZ YAŞAM TEHLİKELİ

İdrar yaparken yavaşlama, zayıf idrar akışı, gece sık sık tuvalete çıkma veya idrarda kan görülmesi prostat kanserinin önemli belirtileri olduğunu söyleyen Doç. Dr. Salabaş, hiçbir şikâyeti olmayan erkeklerde sağlık taramalarında prostat kanseri yakalanabildiğini belirtiyor. Salabaş, ileri prostat kanseri olan erkeklerin yaklaşık üçte birinin tamamen hareketsiz olduğunu ve yalnızca sekizde birinin olması gereken fiziksel aktivite düzeyine ulaştığını söyledi.

Egzersizin kanser ve genel sağlığa faydası olduğuna dair artan kanıtlar olduğunu da belirten Doç. Dr. Salabaş, "Araştırmalar, egzersizin hormon tedavisi gören erkeklerde daha iyi bir yaşam kalitesi, daha az yorgunluk, daha düşük vücut yağı, daha yüksek kas kütlesi ve gelişmiş kemik yoğunluğu ile sonuçlanabileceğini gösteriyor" diye konuştu.

 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/her-8-erkekten-biri-tehlikede-son-10-yilda-belirgin-artis-var.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/her-8-erkekten-biri-tehlikede-son-10-yilda-belirgin-artis-var_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/her-8-erkekten-biri-tehlikede-son-10-yilda-belirgin-artis-var/21143/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 15:46:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Milyonlarca insanın hayatını etkiliyor iddiası: Dünya Sağlık Örgütü&#39;nden gıda, tütün ve alkol şirketlerine sert suçlama</title>
			<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün, alkol ve ultra işlenmiş gıda endüstrilerinin hükümetler üzerindeki yoğun baskılarla kanser ve kalp hastalığı gibi ölümcül hastalıklarla mücadeleyi baltaladığını açıkladı. DSÖ’nün raporuna göre, bu sektörlerin ürünleri milyonlarca insanın hayatını tehdit ederken, hükümetlerin sağlık politikaları endüstrilerin lobi faaliyetleriyle engelleniyor. İşte detaylar…]]></description>
		    <news><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, tütün, alkol ve ultra işlenmiş gıda endüstrilerinin hükümetler üzerindeki yoğun lobi faaliyetleriyle, kanser ve kalp hastalığı gibi bulaşıcı olmayan hastalıklarla (NCD) mücadelede hayati önem taşıyan sağlık politikalarını engellediğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) önümüzdeki hafta New York’ta düzenleyeceği yıllık toplantıda, bu hastalıklarla mücadele için özel bir oturum gerçekleştirilecek. DSÖ’nün raporuna göre, hükümetlerin kişi başına sadece 3 dolarlık yatırım yapması durumunda, 2030’a kadar 12 milyondan fazla hayat kurtarılabilir ve 1 trilyon dolarlık ekonomik tasarruf sağlanabilir.

ENDÜSTRİLERİN POLİTİKALARI ZAYIFLATMA ÇABALARI

DSÖ, hükümetlerin sağlık vergileri, çocuklara yönelik pazarlama kısıtlamaları ve diğer koruyucu önlemleri hayata geçirme çabalarının, tütün, alkol ve gıda endüstrilerinin yoğun lobi faaliyetleriyle sekteye uğradığını vurguladı. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Hükümetler, sağlıksız ürünlerden kar eden endüstrilerin sert muhalefetiyle karşılaşıyor. Bu, halk sağlığını tehdit eden ciddi bir engel” dedi.

DSÖ Sağlık Belirleyicileri, Tanıtım ve Önleme Departmanı Direktörü Dr. Etienne Krug ise, “Ticari çıkarların, artan ölüm ve hastalık oranlarından kar elde etmesi kabul edilemez bir durum” diyerek endüstrilerin tutumunu eleştirdi.

ENDÜSTRİLERDEN SUÇLAMALARA RET

Tütün, alkol ve gıda sektörleri, DSÖ’nün suçlamalarına karşı çıkarak, zarar azaltma tartışmalarına katkı sağlama isteklerini dile getirdi. Dünya Bira İttifakı Başkanı Justin Kissinger, “Alkolün zararlı kullanımını azaltmaya yönelik çözümler sunmaya hazırız” dedi.

Uluslararası Gıda ve İçecek İttifakı Genel Sekreteri Rocco Renaldi, “Gıda endüstrisini tütün ve alkolle eşitlemek yanlış bir yaklaşım. İlerlemeyi engellediğimiz iddialarını reddediyoruz” açıklamasında bulundu.

Philip Morris International sözcüsü ise, “DSÖ, diyalogdan kaçmamalı, memnuniyetle karşılamalı” diyerek örgüte çağrıda bulundu.

DSÖ’DEN ÇAĞRI: “HALK SAĞLIĞI ÖNCELİK OLMALI”

DSÖ, hükümetleri endüstrilerin baskılarına direnmeye ve halk sağlığını koruyan politikaları kararlılıkla uygulamaya çağırdı. Örgüt, özellikle çocuklara yönelik sağlıksız ürün pazarlamasının kısıtlanması ve sağlık vergilerinin artırılması gibi önlemlerin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.

BM’nin yaklaşan toplantısı, bu tartışmaların küresel ölçekte masaya yatırılacağı önemli bir platform olacak. DSÖ, hükümetlerin ve uluslararası toplumun, halk sağlığını ticari çıkarların önüne koyarak daha etkili adımlar atmasını umuyor.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİROtomobilin çarptığı çocuk ağır yaralandı Okulda bıçaklı saldırı! Biri ağır, iki öğretmen yaralı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/milyonlarca-insanin-hayatini-etkiliyor-iddiasi-dunya-saglik-orgutu-nden-gida-tutun-ve-alkol-sirketlerine-sert-suclama.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/milyonlarca-insanin-hayatini-etkiliyor-iddiasi-dunya-saglik-orgutu-nden-gida-tutun-ve-alkol-sirketlerine-sert-suclama_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/milyonlarca-insanin-hayatini-etkiliyor-iddiasi-dunya-saglik-orgutu-nden-gida-tutun-ve-alkol-sirketlerine-sert-suclama/21142/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 17:46:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Alzheimer&#39;da bu belirtilere dikkat: "Günlük yaşamdaki değişiklikler habercisi olabilir"</title>
			<description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen demans türü olan Alzheimer hastalığında, beyin hücrelerinin hızlı ve erken kaybına dikkat çeken Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, günlük yaşamda fark edilen bazı değişikliklerin önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Topçuoğlu, “Unutkanlık, kelime bulma zorlukları, zaman ve mekan karışıklığı gibi belirtiler ihmal edilmemeli, erken dönemde mutlaka uzman görüşü alınmalı” dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada hastalığın ilerleyici bir nörodejeneratif hastalık olduğunu söyledi.

"ÇOK HIZLI VE ERKEN GERÇEKLEŞİYOR"

Alzheimer hastalığının tüm dünyada en sık görülen demans (bunama) tipi olduğunu belirten Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, “Alzheimer hastalığı, henüz nedeni tam aydınlatılamayan şekilde beyin hücrelerinin programlanandan daha erken ölmesi nedeniyle olmaktadır. Yaşla beraber her kişide beyin hücre ölümü olmaktadır ama Alzheimer hastalığında bu süreç çok hızlı ve erken olmaktadır. Hücre ölümüyle birlikte beyin yavaş büzüşmeye başlar ve küçülür. Alzheimer hastalığı yaşlanmanın doğal bir sonucu değil, ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır" dedi.

BU BELİRTİLER GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Alzheimer belirtilerinden bahseden Prof. Dr. Topçuoğlu, “Unutkanlık, plan yapma ve problem çözme yetilerinde zayıflama, halihazırda bildiği görevleri tamamlamada güçlük, yer ya da zamana ait kafa karışıklıkları, konuşma ve yazmada kelime bulma problemi önemli belirtiler arasındadır. Eşyaları yanlış yere koyma ve sonrasında koyduğu yeri bulamama, muhakeme yeteneğinin bozulması, iş hayatından ve sosyal aktivitelerden kaçınma, duygudurum ve kişilik değişiklikleri de diğer belirtiler arasında sıralanabilir" diye konuştu.

MEKANSAL İLİŞKİYİ ANLAMADA GÜÇLÜK ÇEKİLEBİLİYOR

Prof. Dr. Topçuoğlu, görsel olarak objeleri ve bunların mekânsal ilişkilerini anlamada güçlük çekmenin de bir başka belirti olduğunu söyledi. Bunu bir örnekle açıklayan Prof. Dr. Topçuoğlu, “Örneğin pencereden bakarken gördüğü bir cismi kendine ait bir eşyaya benzetme ve eliyle uzanırsa ya da pencereden aşağıya adım atarsa ona ulaşabileceğini sanmak da belirtiler arasında yer almaktadır" ifadelerini kullandı.

UNUTKANLIĞIN FARKLI NEDENLERİ OLABİLİR

Her unutkanlığın Alzheimer habercisi olmadığını ancak ciddiye alınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Topçuoğlu, “Unutkanlık bir semptomdur. Alzheimer dışında da pek çok hastalık ya da tıbbi durumlarda görülebilir. Bu durumlar ciddiyet açısından bazı vitamin ya da mineral eksikliklerinden beyin tümörlerine kadar geniş bir yelpazede olabilirler. O nedenle unutkanlık yakınması da tüm diğer semptomlar gibi ciddiye alınıp hekime başvurulmalıdır" uyarısında bulundu.

AİLE ÖYKÜSÜ, KAFA TRAVMASI, DEPRESYON RİSK FAKTÖRLERİ ARASINDA

Alzheimer'da risk faktörlerine dikkat çeken Prof. Dr. Topçuoğlu, bu faktörleri yaş, aile öyküsü, kafa travması, geçirilmiş depresyon öyküsü, kalp-damar ya da beyin- damar hastalıkları, düşük eğitim düzeyi ve ApoE4 taşıyıcılığı olarak sıraladı.

İŞLEYEN BEYİN IŞILDAR

Alzheimer'in ortaya çıkmasının önlenemeyeceğini ancak bu durumun yaşam koşullarına bağlı olarak daha ileri yaşlara ertelenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Özgür Bilgin Topçuoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:“Her ne kadar hastalığın oluş mekanizmasını önlemeye yönelik tedavi çalışmaları sürse de Alzheimer hastalığının ortaya çıkması, günümüz koşullarında önlenememektedir. Ancak her zaman söylediğimiz gibi, işleyen beyin ışıldar. Eğitimli, sosyal hayatın içinde, üretmeye çalışan insanlarda semptomlar çok daha geç ortaya çıkabilecekken, düşük eğitim düzeyi, sosyal izolasyon, hayatın dışında kalma gibi unsurlar, hastalık belirtilerinin çok daha erken ortaya çıkmasına neden olur. Bu da kişinin yaşam kalitesi açısından çok önem taşır."

(DHA) Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRDepodaki traktör alev aldı Meydanda ‘laf atma' kavgası! 1 yaralı, 1 gözaltı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/alzheimer-da-bu-belirtilere-dikkat-gunluk-yasamdaki-degisiklikler-habercisi-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/09/alzheimer-da-bu-belirtilere-dikkat-gunluk-yasamdaki-degisiklikler-habercisi-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/alzheimer-da-bu-belirtilere-dikkat-gunluk-yasamdaki-degisiklikler-habercisi-olabilir/21141/</link>
			<pubDate>Thu, 18 Sep 2025 17:46:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Bu oyuncak bir ölüm tuzağı! Herkesi çok şaşırtan vaka: 3 yaşında, karnında 66 adet mıknatısla aylarca yaşamış! Tehlikeye karşı uyarı: "İç organlarını deliyor"</title>
			<description><![CDATA[İstanbul’da yaşayan Mahmut ve İsmigül Nesim çiftinin 3 yaşındaki kızları Berfin, mide ve bağırsaklarında tam 66 adet manyetik boncukla aylarca yaşadı. Mide bulantısı ve kusma şikayetiyle hastaneye kaldırılan küçük kız, 5 saat süren kritik bir ameliyatla sağlığına kavuştu. Çocuk Cerrahi Kliniği’nden Opr. Dr. Mehmet Çakmak, bu vakanın şimdiye kadar karşılaştıkları en yüksek sayıda mıknatıs boncuk içeren ve en riskli vakalardan biri olduğunu söyledi. Detaylar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Mahmut ve İsmigül Nesim’in üçüncü çocuğu Berfin, mide bulantısı ve kusma şikayetiyle geçtiğimiz kış hastaneye götürüldü.

Mevsimsel salgına bağlı olduğu düşünülerek ilaç tedavisiyle iyileşen küçük kızın ailesi, geçtiğimiz ay şikayetlerin tekrarlaması üzerine bu kez Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Acil Servise başvurdu.

Çekilen röntgende, mide ve bağırsaklarında boncuk benzeri yabancı cisimler tespit edildi.

Aile kızlarının kolye ya da bileklik yuttuğunu düşünürken, doktorlar manyetik boncuklardan şüphelendi.

Önce takip edilmek üzere yatışı yapılan çocuğun, yabancı cisimleri dışkı yoluyla atması beklendi. Ancak cisimlerin sabit kaldığı anlaşılınca manyetizma tespit edebilen bir program yardımıyla durumun ciddiyeti anlaşıldı.

66 ADET MANYETİK BONCUK ÇIKARILDI

Yuttuğu cisimlerin mıknatıslı boncuk olduğu anlaşılan Berfin, acilen ameliyata alındı ve Çocuk Cerrahi ve Gastroenteroloji ekiplerinin birlikte girdiği 5 saat süren ameliyatla sindirim sisteminden 66 adet manyetik boncuk çıkarıldı. Endoskopi sırasında midede 3, bağırsaklarda 2 delinme ve yapışıklık da tespit edildi. Edinilen bilgiye göre yaklaşık 7 aydır vücutta bulunduğu düşünülen boncuklar, organları birbirine yapıştırmış ve ciddi hasara yol açtı. Boncuklar çıkarıldı, delinmeler laparoskopik yöntemle onarıldı. Baba Mahmut Nesim, oyuncak olarak satılan boncukların yasaklanması gerektiğini belirtirken, "Bu bir oyuncak değil, ölüm tuzağıymış" diye konuştu.

"ÇOKLU MIKNATIS YUTMA ACİL BİR DURUM"

Minik Berfin’in ameliyatını gerçekleştiren ekipte yer alan Çocuk Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Mehmet Çakmak, "3 yaşında bir kız çocuğu. Acile mide bulantısı kusma şikayetiyle başvurdu. Röntgende, karında çok sayıda boncuğa benzer yabancı cisme rastlandı. Aile daha çok boncuk, bileklik tarzı plastik birşey yuttuğunu düşünüyordu. Görüntüye baktığımızda, son zamanlarda çok sık rastladığımız magnet boncuk yutma vakalarına benziyordu. O yüzden yatış verdik takip amaçlı; fakat yüzde 100 emin olamadık. Plastik ya da taş gibi boncuklar yutulduğu zaman öncelikle takip ediyoruz; ameliyat düşünmüyoruz. Çünkü gaita ile (dışkı) atma olasılıkları oldukça yüksek. Fakat çoklu mıknatıs yutma, acil bir vakadır. Çünkü midede, bağırsaklarda yapışıklıklara ve delinmelere sebep olabilecek potansiyele sahiptir. Bir program vasıtasıyla bunun manyetik bir cisim olduğunu fark ettik ve hastayı ameliyata aldık" dedi.

"MİDE VE BAĞIRSAKLARINDA AYLARCA YAPIŞIP KALMIŞ"

Ameliyata Gastroentrologlarla beraber girdiklerini anlatan Çakmak, mideden 34 adet manyetik boncuk çıkarıldığını kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Endoskopi esnasında midede üç yerde delinme olduğunu gördük. Sonra cerrahi kısma geçtik. Midede, ince bağırsakla birleşmiş halde fistül dediğimiz, yapışıklığa delinmeye bağlı, üç yer tespit ettik. Aynı şekilde ince bağırsakla kalın bağırsağın başlangıç kısmında da iki yerde delinme meydana gelmişti ve bağırsaklar birbirine yapışmıştı. Bunlar çok uzun süreli yapışıklıklardı, yaklaşık 6-7 aydır o manyetik boncuklar midede ve bağırsaklarda birbirine yapışmış halde duruyordu. Toplam 66 tane manyetik boncuk çıkardık. Hastamızın delinmiş organlarını laparoskopik olarak onardık"

"ORGANLARI BİRBİRİNE YAPIŞTIRIYOR ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR"

Manyetik boncukların yutulduğunda çok fazla belirti vermeden sinsice organlara yapıştığını kaydeden Dr. Çakmak, "Genellikle başka şikayetlerle hastaneye başvurdukları zaman, çekilen röntgende tespit edilip cerrahiye danışılıyor. Birincisi mide çıkışındaki mide kapakçığı, ikincisi de ince bağırsağın kalın bağırsakla birleştiği ileoçekal valf dediğimiz kapakçık. Çünkü burada manyetik boncuklar birbirinden ayrılıyor.Bizim için en kritik nokta orası.Bir kısmı midede, bir kısmı ince bağırsağa geçtiği an, kısa süre içerisinde o mıknatıslar tekrar birbirlerini çekiyor ve mideyle bağırsağı birbirine yapıştırıyor. İnce bağırsakla kalın bağırsağın birleşim bölgesinde o kapakçıktan geçerken yine bir kısmı kalın bağırsağa geçiyor bir kısmı ince bağırsakta kalıyor. Bu da ince bağırsakla karın bağırsağın birbirine yapışmasına sebep oluyor. Mesela mideden oniki parmak bağırsağına geçmesi gereken gıdalar, direkt kalın bağırsağa geçiyor. Mide veya bağırsak içeriği karın içerisine yayılıp hastanın ölümüne bile sebep olabiliyor. Oldukça riskli bir durum" diye konuştu.

"SATIŞI YASAKLANSIN İÇ ORGANLAR DELİNİYOR"

Son zamanlarda manyetik boncuklara ilişkin başvuruların oldukça arttığına da dikkat çeken Dr. Çakmak, şu uyarılarda bulunarak sözlerini noktaladı: "Sadece bizim hastanemizde neredeyse ayda 3-4, bazen 5 vakada yabancı cisim yutma ya da mıknatıs yutmaya rastlar olduk. Bu hastalar çok ciddi ameliyatlar geçiriyor. Aynı anda birkaç organın onarılması oldukça risk teşkil etmektedir. Çünkü onarılan bölgelerde herhangi bir kaçak olursa, hastanın hayatını tehdit ediyor. Hasta ne kadar çok sayıda boncuk yutmuşsa risk daha da artıyor. Şu ana kadar kendi tecrübelerim içinde en fazla sayıdaki magnet boncuk yutma vakası buydu. 66 tane boncuk çıkardık. Biz çocuk cerrahları olarak magnet boncukların oyuncakların satışının yasaklanmasını istiyoruz. Çünkü hastalar çok ciddi ameliyatlar geçiriyor, hayati tehlike söz konusu. İç organlar deliniyor."

"BU OYUNCAK DEĞİL BİR ÖLÜM TUZAĞI"

Berfin’in babası Mahmut Nesim ise ilk olarak geçen kış kusma şikayetiyle hastaneye gittiklerini ancak mevsimsel salgın olduğu düşünülerek tedavi gördükten sonra şikayetlerin sonlanması üzerine Berfin’in normal hayatına devam ettiğini söyledi. Nesim, "10 gün önce yine kusma şikayetleri başladı. Buraya getirdik, röntgen çektiler. Gördüğümüzde şoke olduk. Kolye, bileklik gibi boncuklar vardı. Biz önce ablasının kolyesini, bilekliğini yuttu sandık. İlaç verilerek dışkıyla atılacağı yönünde takip kararı verildi önce. Ancak takipler sırasında cisimlerin yerinden hareket etmediği tespit edilince, bir program vasıtasıyla bunların manyetik mıknatıs olduğu tespit edildi. Gerçekten de abisinden kalan oyuncak mıknatıslar vardı, saklamıştık. Hangi ara bulup onları yutmuş, haberimiz yok. Çok ciddi şikayetleri de olmadı hiç. Ardından acilen ameliyata alındı. Mide ve bağırsaklarından 10 yerinden ameliyat edilmiş durumda. İnanamadık, şok geçirdik. Bunlar oyuncak olarak satılıyor. Sonuçta biz aileler de oyuncak olarak düşündüğümüz için, çocuklarımıza alabiliyoruz. Abisi de bir komşuda görmüş, istemişti ona almıştık. Yaptığımız araştırmalara göre, çok sayıda böyle vakalar var. Hayatını kaybeden çocuklar olmuş. Çok şükür bizim çocuğumuz kurtuldu. Bu oyuncak olamaz, oyuncak olarak satışının yasaklanması lazım. Bu oyuncak olamaz, bu bir ölüm tuzağı" dedi.

(DHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRYaylada kalp krizi geçiren çoban hayatını kaybetti Tofaş otomobil iki dakikada alev topuna döndü]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/bu-oyuncak-bir-olum-tuzagi-herkesi-cok-sasirtan-vaka-3-yasinda-karninda-66-adet-miknatisla-aylarca-yasamis-tehlikeye-karsi-uyari-ic-organlarini-deliyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/bu-oyuncak-bir-olum-tuzagi-herkesi-cok-sasirtan-vaka-3-yasinda-karninda-66-adet-miknatisla-aylarca-yasamis-tehlikeye-karsi-uyari-ic-organlarini-deliyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/bu-oyuncak-bir-olum-tuzagi-herkesi-cok-sasirtan-vaka-3-yasinda-karninda-66-adet-miknatisla-aylarca-yasamis-tehlikeye-karsi-uyari-ic-organlarini-deliyor/21121/</link>
			<pubDate>Sat, 19 Jul 2025 13:21:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sıcak havalarda bu iki ilacı kullananlar dikkat! Beyin kanaması riski de var: Uzmandan önemli uyarılar...</title>
			<description><![CDATA[Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları, sağlık açısından ciddi riskler barındırıyor. Özellikle son günlerde 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklıklarla mücadele eden uzmanlar, vatandaşları güneş çarpması ve beyin kanaması gibi hayati tehlike yaratabilecek durumlara karşı uyarıyor. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, aşırı sıcakların beyin kanaması riskini artırdığını belirtti. Uzmanlar bu iki ilaç kullananları da uyarıyor. Detaylar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Sıcaklar mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Son günlerde 40 dereceyi aşan hava sıcaklığı nedeniyle vatandaşlar serinlemek için gölge ve kapalı alanlara yöneliyor. Uzmanlar ise, özellikle uzun süre güneş altında kalmanın ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Sıcak havalarda şapka takmadan yürümek veya çalışmak beyin kanamasına neden olabiliyor.

"SICAKLAR HERKESTE BEYİN KANAMASINA YOL AÇMAZ"

Konuyla ilgili açıklama yapan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, aşırı sıcakların insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekerek, "Aşırı sıcaklar beyin kanamasına yol açabilir. Ancak bu sıcaklar herkeste beyin kanamasına yol açmaz. Aşırı sıcaklarda beynin tansiyondaki oynamalara karşı kendisini koruduğu oto regülasyon sistemi var. Sıcak havalarda damarlarda aşırı bir genişleme, bunun sonucu olarak da tansiyonda düşme olur. Tansiyon düşmesi ise beyne veya diğer organlara giden kan miktarlarında azalmaya yol açar. Beyin de buna hemen tepki olarak onu dengelemeye çalışır. Kalp hızı artar ve eğer yaşlıysanız, damar duvarınız zayıfsa, idrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız, tansiyon hastasıysanız bu durumlar beyinde kanamaya yol açar" ifadelerini kullandı.

"TANSİYON HASTALARI BU İLACI ALIRKEN DİKKATLİ OLMALI"

Tansiyon hastaları ve idrar söktürücü ilaç kullananların daha dikkatli olması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Şen, "Aşırı sıcaklarda beraberinde terlemede fazla olduğu için vücut sıvı kaybediyor. Yeteri kadar sıvıyı vücuda almadığınızda ise kanda koyulaşma, yoğunlaşma oluyor. Bu yoğunlukta beyin ve kalp damarlarında tıkanıklığa yol açarak felçlik yapar ya da kalp, fazla efor harcayarak tansiyon hastalığı olarak kendisini gösterebilir. Tansiyon hastasıysanız, idrar söktürücü ilaçlar alıyorsanız muhakkak dikkatli olmanız gerekiyor" dedi.

Prof. Dr. Orhan Şen, özellikle yaşlılar, tansiyon hastaları ve ağır işlerde çalışanların sıcak saatlerde dışarı çıkmamalarını, bol sıvı tüketmelerini ve güneşten korunmalarını önerdi.

(İHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRİBB soruşturmasında yeni gelişme! Gözaltı sayısı arttı Malatya'da 8 binin üzerinde sentetik hap ele geçirildi]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/sicak-havalarda-bu-iki-ilaci-kullananlar-dikkat-beyin-kanamasi-riski-de-var-uzmandan-onemli-uyarilar.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/sicak-havalarda-bu-iki-ilaci-kullananlar-dikkat-beyin-kanamasi-riski-de-var-uzmandan-onemli-uyarilar_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/sicak-havalarda-bu-iki-ilaci-kullananlar-dikkat-beyin-kanamasi-riski-de-var-uzmandan-onemli-uyarilar/21120/</link>
			<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 13:21:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kene kabusu devam ediyor! Cenaze için gittiği şehirde kene ısırdı: Ölümcül risk taşıyan hastalığa yakalandı...</title>
			<description><![CDATA[İstanbul’un Esenyurt ilçesinde yaşayan 17 yaşındaki Eyüp Can Karapınar, cenaze için gittiği Sivas’ta kene tarafından ısırıldı. İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra halsizlik, ateş ve kusma şikayetleri başlayan genç, hastaneye başvurduğunda Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) teşhisiyle tedavi altına alındı. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde zorlu bir tedavi sürecinden geçen Eyüp Can, ölümcül risk taşıyan hastalığı atlatmayı başardı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Esenyurt'ta yaşayan 17 yaşındaki Eyüp Can Karapınar ve halası, bir yakınlarının vefatı nedeniyle cenaze için geçtiğimiz günlerde Sivas'a gitti. Cenaze sonrası kuzenleriyle dışarı çıkan genç, vücudunda bir hareketlilikten şüphelendi, eve döndüğündeyse vücudundaki keneyi fark etti, edinilen bilgiye göre dedesi ise keneyi çıplak elle çıkardı.

Ardından birkaç gün sonra genç İstanbul'a döndü ancak halsizlik, mide bulantısı, ateş gibi şikayetleri oldu. Hastaneye giden Karapınar, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne yönlendirildi. Burada yaşadıklarını anlattığında hemen tedavi altına alındı, tahliller yapıldı.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi olduğu belirlenen Karapınar için Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Burcu Bursal ve ekibi tarafından titizlikle izlendi. İzolasyon şartları sağlanarak özveriyle gece gündüz yakından takip edilen gencin durumu kimi zaman endişe verse de tedavinin başarıya ulaşması aile ve hastane ekibinde büyük sevinç oluşturdu.

Kontrollerine devam eden Eyüp Can Karapınar ve babası Nuh Karapınar zorlu süreci anlatırken, Uzm. Dr. Burcu Bursal hastaya uygulanan tedavi ve toplumda kene ile ilgili dikkat edilmesi gerekenleri aktardı.

"AYAĞIMDAN ISIRDIĞINI GÖRDÜM"

Sivas'ta kene ısırması sonrası İstanbul'a geldiğinde kendisinde ateş, kusma gibi belirtiler oluştuğunu söyleyen 17 yaşındaki Eyüp Can Karapınar, "Sivas'ta kuzenle hayvan otlatıyorduk. Bir gün kahvaltı yapalım dedik, oturduk. Kalktığımda içimde bir şeyler dolanıyordu, önlem aldık diye fazla bakmadım. Akşam eve gelip banyoya gireceğim sırada ayağımdan ısırdığını gördüm. Birilerini bekledim, o ara dedem geldi, ‘Çıkartalım' dedi. Çıkarttığında da çok acıma gibi bir şey yoktu sadece çimdik gibi geçip gitti. 2-3 gün boyunca hiçbir sıkıntı yoktu, İstanbul'a eve geldim. Sonra sabah kusmaya başladım, halsizlik, baş dönmesi, ateş, ateşim 41-42'ydi. Hastaneye geldim, kan tahlili yaptılar. Kene olduğu, Sivas'tan geldiğim için beni tuttular, sağ olsunlar. Özellikle dar pantolon giydim, uzun çorap, çorapları pantolonun üstüne geçirdim, penyeyi de içime soktum, üstümde de kalın bir mont vardı özellikle giymiştim. Şu an her şey sıfırdan başlamış gibi. Ne olursa olsun umutlarını kaybetmesinler. Strese ya da üzüntüye, moral bozukluğuna gerek yok, direkt hastaneye gittiğiniz zaman her şey halloluyor. Benimki çıplak elle çıkarıldı. Kuzenlerim, amcalarım her zaman dağda 3-4 tane tutuyor, olanı çıkartıyorlar, onlarda bağışıklık gibi bir şey" şeklinde konuştu.

"BU HASTALIKTA RİSKLİ HASTALARA ÖZELLİKLE ANTİVİRAL İLACI VAR"

Keneye karşı bilinçli olunmasının çok önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Burcu Bursal, "Keneler bir virüsü taşıyarak bizi hasta edebilirler özellikle ülkemizde bazı bölgelerimizde keneler riskli o yüzden çocuklara kene teması olduğunda çıplak elle dokunmadan mutlaka poşet ya da eldiven aracılığıyla çıkarmaya çalışmak, çıkaramıyorsak bir sağlık kuruluşuna başvurup yardım istemek önemli. İnsanların, çocukların mutlaka açık renkli giyinmesi, pantolonlarını çoraplarının içine koymaları ve mutlaka yeşillik bölgeden geldikten sonra vücutta kene var mı diye derin bir şekilde; çocukların tamamen soyarak kontrol edilmesi çok önemli. Kene tutunan insanların 10 gün içinde mutlaka ateş, baş ağrısı kusma, ishal yaygın halsizlik açısından takip edilmeleri ve tekrar sağlık kuruluşuna başvurmalarını öneriyoruz. Hasta bu konuda acile başvurduğunda Sağlık Bakanlığı'nın çok iyi bir rehberi var. Önce hastanın kan tahlillerini, karaciğer enzimleri, pıhtılaşma faktörleri dediğimiz değerlerini alıyoruz. Bir bozukluk varsa ona göre süreci yönlendiriyoruz. Hastamız da 17 yaşında bir erkekti, Sivas'ın bir ilçesinden gelmişti, kene tutunmuş ve kendileri çıkarmışlar, daha sonra İstanbul'a gelmiş. 3 gün sonra hastanın baş ağrısı, yaygın halsizlik, ishal ve kusması olmuştu. Hastanemizin aciline başvurdu zaten öyküsü olduğu, yüksek riskli olduğundan hasta direkt çocuk enfeksiyon servisine izolasyon önlemleri alınarak yatırıldı. Sağlık Bakanlığı'na hastanın kan numunesi bilgilendirilerek yollandı. Bu hastalıkta riskli hastalara özellikle antiviral ilacı var, onu başlıyoruz. Hastaya ilacını temin ettik, erkenden başladık" dedi.

"HASTAYI KAYBETME İHTİMALİMİZ DE VARDI"

Hastasının durumuna ilişkin konuşan Uzm. Dr. Bursal, "Komplikasyonlu seyretti, hastanemizin çocuk romanoloji ve yoğun bakım hocalarının da desteğiyle taburcu ettik. 14 gün burada takip ettik, evine sağlıkla sıhhatle yolladık. Makrofaj aktivasyon sendromu dediğimiz kenenin, virüsün tetikleyebileceği bir sendroma girdi, ona yönelik özel tedavilerine başladık. Hala takibimizde, günlük kontrollerine geliyor, şu anda tamamen sağlıklı. Bu hastada bazı değerlerimiz çok düşüktü. Adı üstünde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, ateşleri çok uzun süre, yüksek devam etti, 3 gün boyunca çok yüksek ateşlerle savaştık, kanamalı olma sebebi de trombosit dediğimiz değerlerin düşmesi. İnflamasyonu gösteren değer çok yükseldi, özel ilaçları var, onları başladık, süreç iyi gitti ama hastayı kaybetme ihtimalimiz de vardı, bu hasta da şanslıydık. 10-14 gün kadar hasta bulaştırıcıdır, mutlaka hastanın sıvılarına dikkat etmek gerekiyor özellikle sağlık personelinin çok dikkat etmesi gerekir. Özel izolasyon yöntemlerini uyguladık. Bütün sağlık personelinin mutlaka maskesi, bonesi gerekirse yakın temas olacaksa N-95 maskesi ve önlüğüyle hastanın yanına girmesi gerekiyor. Kesin bir tedavisi yok, en önemli şey; koruyucu önlemler. Açıkçası ilaca ulaşılabiliyorsa hasta riskliyse mutlaka başlamak gerekir, Sağlık Bakanlığı'nın rehberinde de bu şekilde söyleniyor. Taburculuk sonrası tekrarlamasını beklediğimiz bir hastalık değil" ifadelerini kullandı.

"HASTA SEMPTOMLARI BAŞLADIĞI ANDA GELMİŞ"

Kene başvurularına ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Bursal, sözlerine şöyle devam etti: "Arada ‘Pikniğe gittik, kene tutundu' diye hasta geliyor, kenelerini çıkartıp rehberde önerdiği gibi tam kan denen bir tahlil var, onu alıp hastaya 10 gün boyunca dikkat etmesi gerekenleri anlatıyoruz. 17 yaşındaki hastamız semptomları başladığı anda gelmiş zaten kene hikayesi de olunca korkarak gelmiş. Kene ısırdıktan sonra 1-3 gün arasında semptomlar başlıyor. Yüzde 30'a kadar mortalitesi, ölümcüllüğü yükselebilir. Geç kalmış bir durum yok ama keneyi çıplak elle çıkarmış olmaları hastanın riskini arttırdı. Dedeye bir şey olmadı, o da Sivas'ta takip edildi, herhangi bir sıkıntı olmadan dede de torun da atlattı. Bakanlığın çok güzel rehberi var, o rehberi mutlaka okuyup, ne yapacağımız zaten adım adım yazıyor, onu uygulamamız gerekiyor"

"BAYAĞI BİR SIKINTILI SÜREÇTİ"

Zorlu bir süreç yaşadıklarını söyleyen 43 yaşındaki baba Nuh Karapınar, "Cenaze için Sivas'a gitmişti, dönüşte 3 gün sonra pazartesi sabahı rahatsızlandı. İshal, kusma, ateşi çok yüksekti, hastaneye getirdik. İlk tahlillerde çıkmadı, sonra kan değerleri düşmeye başladı, süreç başladı. Dedesi kendi eliyle çıkarıyor. Kişiler mümkün olduğunca kendi çıkarmasın, en yakın sağlık kuruluşuna gitsinler, inşallah tekrar olmaz. Allah kimseye göstermesin, baya bir sıkıntılı süreçti. Burcu Hocam çok destek oldu, teşekkür ederim. Sevinç, hüzün ikisi bir arada, yoğun bakımdan çıkınca Burcu Hocam artık ‘Korkmamıza gerek yok, tehlikeyi atlattık' dedi. Sivas'ta özellikle çok dikkat edin, paniğe de kapılmasınlar, her kene tutan zehirli değildir. Burcu Hocama, hastanedeki personele, hemşirelere ayrı ayrı teşekkür ederim, kendi çocukları gibi ilgilendiler" dedi.

(İHA)

Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRSeyir halindeki araç alev topuna döndü Bu estetik türü 'kişiye özel tasarlanmalı']]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/kene-kabusu-devam-ediyor-cenaze-icin-gittigi-sehirde-kene-isirdi-olumcul-risk-tasiyan-hastaliga-yakalandi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/07/kene-kabusu-devam-ediyor-cenaze-icin-gittigi-sehirde-kene-isirdi-olumcul-risk-tasiyan-hastaliga-yakalandi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/kene-kabusu-devam-ediyor-cenaze-icin-gittigi-sehirde-kene-isirdi-olumcul-risk-tasiyan-hastaliga-yakalandi/21119/</link>
			<pubDate>Sun, 20 Jul 2025 13:21:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ani ölümlerin nedeni ihmal edilen kalp hastalıkları olabilir</title>
			<description><![CDATA[Acil Tıp Uzmanları Derneği (ATUDER) Başkanı Prof. Dr. Başar Cander, sahnede, ağaçta birdenbire ölüm vakalarının yaşanabildiğini belirterek, "Ani ölümler, genellikle ihmal edilen kalp hastalıkları ya da ritim bozuklukları gibi nedenlerle gerçekleşiyor." dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Cander, sağlık kongreleri için geldiği Antalya'da, AA muhabirine, son yıllarda beklenmedik ani ölümlerin tıp dünyasında daha fazla dikkati çektiğini söyledi.

Kalp krizlerine bağlı ani ölümlerde artış yaşandığını belirten Cander, "Kalp krizlerine bağlı özellikle ani ölümler çok fazla. Ağacın başında hayatını kaybetmiş insan görüyoruz. Normalde ağaçtan insan düşer, bir şey olmaz ama ağaçta nasıl ölüyor? Bu çok normal değil. Ani ölümlerin çok daha fazla irdelenmesi gerekiyor." diye konuştu.

Ani ölümlerin kalp ritim bozukluğu gibi nedenlerden de kaynaklanabileceğine dikkati çeken Cander, kalp durmalarına nasıl müdahale edileceği konusunda farkındalık yaratmak gerektiğini anlattı.

Cander, ani ölümlerin eskiden beri önemli olduğunu ancak son dönemde özellikle belirli yaş aralığında beklenmedik ölümlerin arttığını kaydetti.

"KORUYUCU ÖNLEMLER YAŞAMSAL ÖNEM TAŞIYOR"

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde verdiği konser sırasında fenalaşıp hastanede hayatını kaybeden Volkan Konak'ın ani ölümünü hatırlatan Cander, Bartın'da budamak için çıktığı çınar ağacında fenalaşan Hasan Erdoğan'ın da ağaçta yaşamını yitirdiğine değindi.

Prof. Dr. Cander, şöyle konuştu:

"Sahnede, ağaçta birdenbire ölümlerin yaşandığını görüyoruz. Çok iyi olan birinin aniden kötüleşmesine de şahit oluyoruz. Ani ölümler, genellikle ihmal edilen kalp hastalıkları ya da ritim bozuklukları gibi nedenlerle gerçekleşiyor. Toplumsal bilinci artırarak koruyucu sağlık hizmetlerini yaygınlaştırmamız gerekiyor. Üç ay önce kalp muayenesi yaptıran birinin bugün kalp krizi geçirmemesi gerekir. Bu tür koruyucu önlemler yaşamsal önem taşıyor."

Yaşanan ölümlerin altında bir hastalık ya da ihmal edilmiş bir kalp rahatsızlığı olabileceğini vurgulayan Cander, acil tıp uzmanları olarak bu konuları gündemlerine alarak, her zaman irdelediklerini söyledi. (AA)Bu içerik Enes Çırtlık tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRPutin'den dikkat çeken savaş ve nükleer silah açıklaması! Şanlıurfa'da sulama kanalına düşen 2 çocuk hayatını kaybetti]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/05/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/05/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/ani-olumlerin-nedeni-ihmal-edilen-kalp-hastaliklari-olabilir/21095/</link>
			<pubDate>Sun, 04 May 2025 15:03:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocuklar bile içiyor: Az zararlı değil, tam bir zehir! Elektronik sigara tehlikesi büyüyor</title>
			<description><![CDATA[Son yıllarda giderek yaygınlaşan elektronik sigara kullanımı, başta gençler olmak üzere artık ilkokul ve ortaokul çağındaki çocuklar arasında da endişe verici boyutlara ulaştı. Geleneksel sigaraya göre daha az zararlı olduğu yönündeki yaygın inanış, uzmanlara göre büyük bir yanılgıdan ibaret. Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu, elektronik sigaraların ciddi hastalıklara yol açabileceğini belirtti. Çarpıcı açıklamalar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Kullanımı yaygınlaşan elektronik sigaralar giderek daha popüler hale geliyor. Başta gençler olmak üzere artık birçok kişi, sağlığa daha az zararlı olduğunu düşünerek elektronik sigara içmeyi tercih ediyor. Oysaki elektronik sigaralar, nikotin bağımlılığını devam ettirdiği gibi akciğer hasarı, kalp hastalıkları ve gençlerde beyin gelişimini olumsuz etkileme gibi çeşitli sağlık sorunlarına neden oluyor. Bu sigaralar üzerine yapılan birçok araştırma da vücut üzerinde başka olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor.

"ÇOK GENÇ YAŞTA AKCİĞER, KALP HASTALIKLARINA YAKALANABİLİRLER"

Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu, farklı tatları ve sigara gibi kokusunun olmaması nedeniyle zararsız bir ürün gibi algılanan elektronik sigaraların masum olmadığını anlattı.

Prof. Dr. Alper Fındıkçıoğlu, "Yapay meyve aromaları nedeniyle zararsız bir ürün gibi sunuluyor. Ancak bu konuda dikkatli olmak lazım. Sigara değil ama sigara kadar zararlı. 10-15 yaş civarındaki çocuklar çok rahat kullanabildiği için ciddi çok genç yaşta olmalarına rağmen akciğer, kalp damar ve birçok hastalığın görülmesi mümkün" dedi.

"AZ ZARARLI GİBİ GÖSTERİLİYOR, İNSANLAR DA BUNA İNANIYOR"

Uyarılarına devam eden Prof. Dr. Fındıkçıoğlu, "Elektronik sigaralar aslında normal tütün mamulü sigaradan farklı bir şey değil. Maalesef ki, farklı bir ürün veya daha az zararlı gibi lanse ediliyor. İnsanlar da buna inanıyor. Son 10-15 yıldır giderek daha çok kullanılmaya başladığını görüyoruz. Toplumsal olarak ciddi bir sağlık problemi oluşturabilecek yeni bir alışkanlık ortaya çıkıyor. Tüketiciler için duman kokusunun olmaması çekici hale getiriyor. Sigara birçok yerde yasak ya da özel bir alanda içilebilirken elektronik sigaraların kokusunun olmaması nedeniyle her yerde içilebiliniyor. Bu da içme oranını da artıyor. Üzülerek görüyüz ki, bırakın gençleri, ilkokul, ortaokul çağındaki çocuklar bile kullanıyor. Böylece çok kişi genç yaşta, zararlarına maruz kalıyorlar. Bu yüzden çok genç yaşlarda ciddi akciğer hastalıklarıyla karşılaşmaları mümkün" dedi.

PATLAMIŞ MISIR AKCİĞERİ HASTALIĞI NEDİR?

Elektronik sigaraların birçok batı ülkesinde 'patlamış mısır akciğeri' olarak bilinen hastalığına sebep olduğunun altını çizen Prof. Dr. Fındıkçıoğlu, "Patlamış mısır akciğeri ismi, Amerika'da ilk olarak patlamış mısır fabrikası işçilerinde görülmüş. Mısıra tereyağı tadı vermesi için kullanılan tatlandırıcılı bir kimyasal olarak deacety'i solumaları sonucunda akciğerlerinde bu hastalık tespit edilmiş. Günümüzde kullanılan elektronik sigaralarda veya buharlaştırıcı sıvılarında aromalar için yine bu tehlikeli madde diacetyl kullanılıyor. Elektronik sigaraların içerisine vanilya, Hindistan cevizi, akçaağaç gibi aromaları sigaranın sıvısına ekliyorlar. Böylece daha çekici hale getiriyorlar. Bunlar tehlikeli kimyasallar aslında. İçicilerin buhar yoluyla doğrudan akciğerlerine çektikleri bu kimyasallar ciddi zarar veriyor ve yol açtığı hastalık, 'patlamış mısır akciğeri' ismiyle biliniyor. Akciğerde Kronik Obstrütif Akciğer Hastalığının (KOAH) semptomlarına benzeyen bir şekilde, hırıltılı nefes darlığı, öksürük gibi şikayetleri olan önemli bir akciğer hastalığı oluşuyor. Başta Amerika olmak üzere elektronik sigaraların yaygınlaşmaya başlamasıyla birçok ülkede bu hastalık görülüyor. Yaygınlaşması, çok ciddi bir toplumsal sağlık sorunu oluşturabileceğinin de işareti. Öncelikle şunu vurgulamak gerekir, elektronik sigaranın, normal sigaradan farkı yok. Bir başka sorun da, sigarayı bırakmak isteyenler, elektronik sigarayı, sanki sigarayı bırakmak için bir geçiş yolu gibi görüyorlar. Bu da yanlış bir inanış. Ne zararından kaçabiliyorlar, ne de sigaraya duydukları bağımlılıktan kurtulabiliyorlar" ifadelerini kullandı.

(İHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRBarış Boyun İtalyan mafyasına özendi! Cezaevi kamerasında yakayı ele verdi: Şifreli mesajlarda 'Cosa Nostra' izi... Benzersiz manzarayı gören kartpostal sanıyor]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/05/cocuklar-bile-iciyor-az-zararli-degil-tam-bir-zehir-elektronik-sigara-tehlikesi-buyuyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/05/cocuklar-bile-iciyor-az-zararli-degil-tam-bir-zehir-elektronik-sigara-tehlikesi-buyuyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/cocuklar-bile-iciyor-az-zararli-degil-tam-bir-zehir-elektronik-sigara-tehlikesi-buyuyor/21094/</link>
			<pubDate>Sun, 04 May 2025 15:03:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Seri katil doktorun yaptıkları tüyler ürpertti: Karışım enjekte edip 15 hastasını öldürmüş! Ortaya çıkmasın diye...</title>
			<description><![CDATA[Berlin’de bakım merkezinde seri cinayet iddiası gündeme bomba gibi düştü. Tıbbi gerekçesi olmadan ölümcül ilaç karışımları enjekte ettiği öne sürülen bir doktorun, 25 ila 94 yaş aralığındaki en az 15 hastayı öldürdüğü iddia edildi. Ağustos 2024’ten bu yana 4 cinayetten tutuklu bulunan doktorun, mezarların açılmasıyla ortaya çıkan yeni delillerle toplam kurban sayısının artabileceği de belirtildi. Doktorun bazı cinayetlerin üzerini örtmek için yangın çıkardığı da ileri sürüldü.]]></description>
		    <news><![CDATA[Almanya'nın başkenti Berlin'de palyatif bakım merkezinde çalışan bir doktorun en az 15 kişiyi öldürmekle suçlandığı bildirildi.

Alman Haber Ajansı DPA'nın Berlin Savcılığına dayandırdığı haberde, Berlin'de tutuklu 40 yaşındaki doktorun yapılan ek soruşturmalar kapsamında sanılandan daha fazla insanı öldürdüğünün tahmin edildiği belirtildi.

DOKTORA 'CİNAYET' DAVASI

Şimdiki soruşturma çerçevesinde doktorun en az 15 kişiyi öldürdüğünden şüphelenildiği aktarılan haberde, doktor hakkında "cinayet" suçlamasıyla dava açıldığı ifade edildi.

Haberde, doktorun 4 kişiyi öldürmekten dolayı Ağustos 2024'ten beri tutuklu bulunduğuna işaret edildi.

SAYI ARTABİLİR

Ancak adli tıp uzmanlarının mezarları açıp yaptıkları incelemeler sonucunda doktorun öldürdüğü kişi sayısının önce 8'e, ardından 10'a ve şimdi de 15’e yükseldiği vurgulanan haberde, soruşturmanın devam ettiğinin ve bu sayının artabileceğinin altı çizildi

Haberde, Berlin Suç Dairesine bağlı cinayet masasındaki bir soruşturma grubunun doktorun hastalarına ilişkin belgeleri incelemeye devam ettiği ve bakım hizmeti veren şirketlerden gelebilecek ipuçlarını da değerlendirdiği kaydedildi.

Doktorun bir bakım hizmeti veren şirkette çalışırken Eylül 2021'den Temmuz 2024'e kadar yaşları 25 ila 94 olan 15 kişiyi öldürdüğü iddia ediliyor.

"ÇEŞİTLİ İLAÇLARDAN OLUŞAN ÖLÜMCÜL BİR KARIŞIM"

Hastalara "tıbbi gerekçe olmadan, çeşitli ilaçlardan oluşan ölümcül bir karışım" enjekte edip öldürmekle suçlanan doktorun bazı olaylarda cinayetleri örtbas etmek için yangın çıkardığı ileri sürülüyor.

(AA)
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİREkrem İmamoğlu "Kamuoyundan sakladılar" diyerek açıkladı! Çarpıcı Sazlıdere Barajı iddiası: "Yüzde 100'den yüzde 0'a indirdiler" ABD'de üniversiteye silahlı saldırı! Yaralılar var, Trump'tan ilk açıklama: "Korkunç"]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/seri-katil-doktorun-yaptiklari-tuyler-urpertti-karisim-enjekte-edip-15-hastasini-oldurmus-ortaya-cikmasin-diye.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/seri-katil-doktorun-yaptiklari-tuyler-urpertti-karisim-enjekte-edip-15-hastasini-oldurmus-ortaya-cikmasin-diye_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/seri-katil-doktorun-yaptiklari-tuyler-urpertti-karisim-enjekte-edip-15-hastasini-oldurmus-ortaya-cikmasin-diye/21057/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 14:45:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Beyninize yatırım yapın ki yaşlanmasın! Beyin sağlığına faydalı besinler nedir? Hafızanızı güçlendirecek faydalı öneriler...</title>
			<description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Süber Dikici, beyin sağlığının korunmasında beslenmenin kritik rolüne dikkat çekti. Yeterli ve dengeli beslenmenin, özellikle yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemenin önlenmesinde önemli olduğunun altını çizen Dikici, kolin, B vitaminleri, K vitamini, demir ve magnezyum gibi besin öğelerinin beyin fonksiyonlarını desteklediğini belirtti. Beyin sağlığına faydalı besinler ve durumlar nedir? Detaylar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Süber Dikici, beyin sağlığı ve beyin sağlığında beslenmenin rolü hakkında açıklamalarda bulundu.Beynin ön kısmının ‘prefrontal korteks’ olarak adlandırıldığını söyleyen Doç. Dr. Dikici, “Yaşlandıkça yıpranan ve fonksiyonlarını yitiren ilk alan prefrontal korteks alanıdır. Bu bölge düşünsel davranışlarımızın kontrol edilmesinde görev almaktadır. Yaşlılardaki en önemli bilişsel sorunlardan birinin düşünceleri takip etme ve rastgele düşüncelerin araya girmesinin önüne geçme becerisi olmasının nedeni, prefrontal korteksteki hasarlardır” dedi.

YAŞLILIĞA BAĞLI ZİHİNSEL GERİLEMENİN NEDENLERİ NEDİR?

Yaşlılığa bağlı zihinsel gerilemenin önemli bir başka belirleyicisinin de sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan yalıtıcı miyelin kılıfıyla ilişkili olduğunu belirten Doç. Dr. Dikici, “Miyelin yalıtımının yaşlandıkça azalıp kaybolması ise yanlış nöronsal ateşlemelere ve elektriksel sinyal bozukluklarına yol açar. Neticede yaşlandıkça beyindeki düşüncelerin iletimi de yavaşlar. Sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklar da bu sürecin hızlanmasına neden olur. Dolayısıyla, yaşlanan beyni bekleyen pek çok sorun vardır. Bu sorunların en yoğun yaşandığı bölgelerin başında da prefrontal korteks gelmektedir” dedi.

"YAŞLANDIKÇA ZİHİNSEL ZORLUKLAR ARTABİLİR"

Yaşlandıkça bir takım zihinsel zorluklarla karşı karşıya kalacağımızı ve o güçlüklerin birden çok nedeni olacağının altını çizen Doç. Dr. Dikici, “Alzheimer hastalığında olduğu gibi amiloid plakların birikimi veya klasik demansta olduğu gibi damar sertliği nedeniyle kısmen tıkanmış ana damarlardan yeterince kan akışının olmaması beynimizi olumsuz etkileyecektir. Diğer taraftan nörokimyasal maddelerin üretimindeki azalma da beyin fonksiyonlarımızı etkileyecektir. Örneğin, dopamin düzeyleri her 10 yılda yüzde 10 civarında düşüyor. Serotonin ve beynin diğer nörotropik/besleyici doğal kimyasallarının düzeyleri de yaşımız ilerledikçe azalır” dedi.

"BEYNİ YORAN MONOTONLUKTUR"

Beyin hastalıklarından korunmak için neler yapılması gerektiğinden bahseden Doç. Dr. Dikici, “Beyni yoran monotonluktur. Hayatımız ne kadar çeşitlendirilirse, beynimizin o kadar rahatlatılması sağlanabilir. Rutin davranışlardan vazgeçilmeli, bol ve temiz oksijen sağlanmalıdır. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2’sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25’ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir” dedi.

"BİTTER ÇİKOLATA STRESE İYİ GELİR"

Bitter çikolatanın da beyin sağlığının desteklediğine değinen Doç. Dr. Dikici, “Bitter çikolata içeriğinde bulunan flavonoidler, kafein ve teobromin gibi bileşenler sayesinde beyin sağlığını destekler. İçerisindeki antioksidanlar ise beyin hücrelerini serbest radikallerin yol açtığı oksidatif strese karşı korunmasında etkili olur. Kafein ise enerji ve uyanıklık seviyesini artırarak kısa süreli zihinsel performansı yükseltir” dedi.

"BALIK BEYİN DOSTUDUR"

Beyin sağlığında beslenmenin önemli bir rolü olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Dikici, “Balığın beyin dostu bir gıda olduğu kesinlikle doğrudur. Zira balık yağı vücudun miyelin üretmekte kullandığı Omega-3 yağ asitlerini (özellikle dokoza hegzanoik asidi) temin eden temel bir besin kaynağıdır. Somon, alabalık, palamut, sardalya başta olmak üzere yağlı balıklar tercih edilmelidir. Yaban mersini, anti-inflamatuar ve antioksidan içeriği sayesinde beyin sağlığına çeşitli etkilerde bulunur. Bunun yanında flavonoidler sayesinde de beyin hücrelerini koruyarak öğrenme kapasitesini artmasını sağlar” dedi.

SEBZE TÜKETMENİN ÖNEMİ

Yeşil yapraklı sebzelerin (özellikle ıspanak, pazı ve lahana gibi) folik asit miktarı (B9 vitamini) zengin olduğundan beyin fonksiyonlarını desteklediğini kaydeden Doç. Dr. Dikici, “K vitamin içeren yeşil yapraklı sebzeler, sinir hücrelerinin arasındaki iletişimi sağlayarak beyin hücrelerini korur. Demir ve magnezyum ise zihinsel açıdan uyanıklığı ve konsantrasyonu geliştirir. Yeşil yapraklı sebzeler, düzenli tüketildiğinde beyin sağlığını koruyarak hücreleri onarımında etkili olur” dedi.

"BEYNİN FONKSİYONEL GELİŞİMİ AÇISINDAN CEVİZ YENEBİLİR"

Cevizin içerisindeki Omega-3 yağ asitlerinin beynin fonksiyonel gelişimi açısından önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Dikici, “Beyin hücrelerinin yapısının korunması sağlanırken sinir iletimi de desteklenmiş olur. Beyne bir diğer faydası ise hücreleri oksidatif strese karşı koruyarak yaşlanma sürecinde bilişsel gerilemeyi yavaşlatmasıdır. Aynı zamanda Alzheimer gibi hastalıklara karşı koruyucu bir etki sağlar. İçerisinde yer alan bakır ve magnezyum, sinir sistemi sağlığını da destekleyerek korur” dedi.

"UNUTKANLIĞA KARŞI KABAK ÇEKİRDEĞİ TERCİH EDİLEBİLİR"

Magnezyum açısından zengin olan kabak çekirdeğinin, sinir hücrelerinin iletiminde önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Doç. Dr. Dikici, şu bilgileri paylaştı: “Böylelikle stres ve anksiyete azalarak zihinsel sağlığın gelişimi sağlanır. Çinko ve demir barındıran bir besin olduğundan bilişsel gerileme ve hafıza sorunlarına karşı tüketilebilir. Kolin bakımından zengin olan yumurta, nörotransmitterin üretiminde kullanılarak kişinin hafıza ve öğrenme becerilerinin gelişmesine katkıda bulunur. B6, B12 ve folik asit gibi B vitaminleri yumurtanın içerisinde yer alarak yaşlanmaya bağlı görülen bilişsel gerilemeyi önler. Limon, portakal ve greyfurt gibi turunçgiller, içeriğindeki vitaminle ve antioksidan sayesinde beyin sağlığını destekler. C vitamini açısından zengin olan bu besinler beyni serbest radikallere karşı koruyarak hücrelerin zarar görmesini engeller. Beynin zihinsel açıdan gerilemesini önleyen bir etkiye sahip olan yeşil çay, polifenoller ve antioksidanlar açısından da zengin olarak bilinir” dedi.

"RİSK FAKTÖRLERİ KONTROL ALTINA ALINMALI"

Son olarak beyin sağlığını korumak için yeterince fiziksel aktivite, sağlıklı uyku, temiz hava ve sağlıklı beslenmenin son derece önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Dikici, “Kan basıncı, kan şekeri, lipidler ve kilo yüksekliği, stres ile görme ve işitme yetersizliği gibi risk faktörlerinin tespit ve kontrol altına alınmasına çalışılmalıdır” ifadelerini kullandı.

(DHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR Her 4 çağrıdan 1’i asılsız veya acil değil! Morluklar şüpheyi arttırdı: 3-4 günlük çıktı!]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/beyninize-yatirim-yapin-ki-yaslanmasin-beyin-sagligina-faydali-besinler-nedir-hafizanizi-guclendirecek-faydali-oneriler.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/beyninize-yatirim-yapin-ki-yaslanmasin-beyin-sagligina-faydali-besinler-nedir-hafizanizi-guclendirecek-faydali-oneriler_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/beyninize-yatirim-yapin-ki-yaslanmasin-beyin-sagligina-faydali-besinler-nedir-hafizanizi-guclendirecek-faydali-oneriler/21056/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 14:45:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sırrı Süreyya Önder&#39;in yaşadığı sağlık sorunu riskleri ortaya çıkardı... Uzman isim uyardı: "20&#39;li yaşlarda da gözükebilir"</title>
			<description><![CDATA[Kalp rahatsızlığı sonrası ameliyat edilen TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in yaşadığı sağlık sorunu, ölümcül bir damar hastalığını gündeme taşıdı. Konu hakkında konuşan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, aort yırtılmasının yalnızca yaşlıları değil 20’li yaşlardaki gençleri de etkileyebileceğini belirtti.]]></description>
		    <news><![CDATA[İstanbul’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle ameliyat edilen TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, uzun saatler süren operasyonun ardından yoğun bakıma alınmıştı. Önder'in kalbine giden ana damardaki yırtılma nedeniyle hastaneye kaldırıldığı ve kalbinin iki kere durduğu ortaya çıkmıştı.

Aortun yapısı, aort diseksiyonun nedenleri, risk faktörleri ve ameliyat sonrası iyileşme süreci hakkında bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, “Aort diseksiyonu, kalpten çıkan ve temiz kanı beyne, organlara ve en uç noktalara taşıyan vücudun en büyük damarı olan aortun yırtılmasıyla oluşuyor. Genellikle ileri yaşlarla ilişkilendirilse de bu ölümcül durum, 20’li yaşlardaki gençlerde de görülebiliyor” diye konuştu.

‘DİSEKSİYON İHTİMALİNİ GÖZ ARDI ETMİYORUZ’

Ailede damar hastalığı öyküsü olan gençlerin, erken tanı ve düzenli kardiyolojik takip konusunda bilinçli olması gerektiğini belirten Prof. Okuyan, “Aort diseksiyonu yalnızca yaşlı hastaların problemi değil. Genç yaşlarda da genetik yatkınlıklar veya tanı konmamış bağ dokusu hastalıkları nedeniyle ortaya çıkabiliyor. Genç bir hastamız, ani başlayan göğüs ya da sırt ağrısıyla başvurduğunda, diseksiyon ihtimalini göz ardı etmiyoruz. Çünkü bu tür vakalarda erken müdahale hayat kurtarıcıdır. Ayrıca aort diseksiyonunun tanısından cerrahi süreçlere kadar olan tüm aşamaların multidisipliner takip gerektirdiğini ve genç bireylerde bu sürecin hem fiziksel hem psikolojik olarak dikkatle yönetilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘AORT HASARI TÜM SİSTEMİ ETKİLEYEBİLİR’

Aortun, sol karıncığın çıkış noktasından başlayarak kalbi besleyen damarları verdiğini ve ardından beyin, iç organlar ve bacaklara kadar uzandığını belirten Prof. Dr. Okuyan, “Aort damarı, vücudun her noktasına kan taşıyan bir ana yol gibidir. Kalpten çıkan bu damar, ilk olarak kalbi besleyen koroner damarları verir, ardından beynin sağ ve sol taraflarını, omuriliği, iç organları ve bacakları besleyen çok sayıda dala ayrılır. Bu nedenle herhangi bir hasarı tüm sistemi etkileyebilir” dedi.

‘AORT DİSEKSİYONU, DAMAR DUVARININ ZAYIFLAMASI SONUCU OLUŞUR’

Aort damarının üç tabakadan oluştuğunu belirten Prof. Dr. Okuyan, bu tabakalardan birinin yırtılmasıyla kanın diğer tabakalar arasına dolduğunu ve diseksiyonun bu şekilde geliştiğini ifade ederek, “Aort diseksiyonu, genellikle damar duvarının zayıflaması sonucu oluşur. Bu zayıflamanın en sık sebebi ise yıllarca kontrolsüz kalan hipertansiyondur. Sigara kullanımı, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, obezite ve hareketsizlik gibi risk faktörleri de damar yapısını bozar. Ancak en başta gelen tehdit, tedavi edilmeyen yüksek tansiyondur” diye konuştu.

‘DOĞUŞTAN GELEN KALP ANOMALİLERİ RİSKİ ARTIRIR’

Bazı doğuştan gelen hastalıkların da aort diseksiyonuna neden olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Okuyan, “Bağ dokusu hastalıkları, vaskülitler, marfan sendromu gibi genetik geçişli hastalıklar da damarın yapısını zayıflatır. Ayrıca biküspid aort kapağı gibi doğuştan gelen kalp anomalileri, diseksiyon ve genişleme riskini artırır” dedi.

‘YIRTILMA TRAVMAYLA DA OLUŞABİLİR’

Diseksiyonun sadece içsel nedenlerle değil, dışsal travmalarla da oluşabileceğini söyleyen Prof. Dr. Okuyan, “Trafik kazaları, yüksekten düşme gibi ciddi travmalar da aort yırtığına neden olabilir. Ancak kendiliğinden gelişen diseksiyonlar genellikle altta yatan başka bir damar zayıflığına işaret eder” dedi.

Aort diseksiyonunun cerrahi müdahale gerektiren ciddi bir durum olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Okuyan, başarılı bir ameliyat sonrası hastaların genellikle 3 ila 6 ay içinde normal yaşamlarına dönebildiklerini belirterek “Ancak iyileşme süreci boyunca hastanın fiziksel bakımı, rehabilitasyonu ve ilaç tedavisine uyumu çok önemlidir. Özellikle tansiyon kontrolü, ikinci bir diseksiyonun önlenmesinde kilit rol oynar. Bu ameliyat, insanın geçirebileceği en ağır operasyonlardan biridir” diye konuştu.

(DHA)
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR Her 4 çağrıdan 1’i asılsız veya acil değil! Morluklar şüpheyi arttırdı: 3-4 günlük çıktı!]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/sirri-sureyya-onder-in-yasadigi-saglik-sorunu-riskleri-ortaya-cikardi-uzman-isim-uyardi-20-li-yaslarda-da-gozukebilir.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/sirri-sureyya-onder-in-yasadigi-saglik-sorunu-riskleri-ortaya-cikardi-uzman-isim-uyardi-20-li-yaslarda-da-gozukebilir_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/sirri-sureyya-onder-in-yasadigi-saglik-sorunu-riskleri-ortaya-cikardi-uzman-isim-uyardi-20-li-yaslarda-da-gozukebilir/21055/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Apr 2025 14:45:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>112&#39;yi meşgul eden tehlike: Her 4 çağrıdan 1&#39;i gereksiz veya acil değil!</title>
			<description><![CDATA[Sağlık-Sen tarafından gerçekleştirilen "112 Acil Sağlık Hizmetleri Çalışanlarının Çalışma Şartları Saha Araştırması"nın sonuçları açıklandı. Türkiye genelinde istasyonlar ve komuta kontrol merkezlerinde görev yapan toplam bin 364 çalışanın katılımıyla yapılan araştırma, acil sağlık hizmetlerinde görev yapan personelin 'Saha Araştırması’nın sonuçları' yayımlandı. Detaylar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık-Sen tarafından gerçekleştirilen 112 Acil Sağlık Hizmetleri Çalışanlarının Çalışma Şartları Saha Araştırması’nın sonuçları yayımlandı. Araştırmaya istasyonlardan ve komuta kontrol merkezlerinden toplam bin 364 çalışan katıldı. Araştırmaya göre, komuta kontrol merkezlerinde çalışanların yüzde 53,1’i gelen aramaların yüzde 25’inden fazlasının asılsız ya da acil olmayan aramalar olduğunu dile getirdi. Bu veride gösteriyor ki 112’ye gelen her 4 çağrıdan 1’i asılsız ya da acil değil. Yapılan araştırma sonucunda istasyonlarda görev yapan 112 çalışanlarının günlük ortalama 10'dan fazla vakaya çıktığı belirlendi.

Araştırmada en çok dikkat çeken konu 112’ye yapılan asılsız ihbarlar oldu. Komuta kontrol merkezlerinde çalışanların yüzde 53,1’i gelen aramaların yüzde 25’inden fazlasının asılsız ya da acil olmayan aramalar olduğunu dile getirdi. Bu veride gösteriyor ki 112’ye gelen her 4 çağrıdan 1’i asılsız ya da acil değil. Öte yandan vakaya giden 112 çalışanlarının yüzde 98,7’si ise acil olmayan vakalara gittiklerini ifade etti. Yemek ücretlerinin düşük olması araştırmada dikkat çeken bulgular arasında yer aldı. Çalışanların yüzde 94,4’ü alınan yemek ücretlerinin yetersiz bulduklarına vurgu yaptı. 112 çalışanlarının yüzde 63,2’si diğer sürücülerin hatalarından ve yol verilmemesi gibi nedenlerden dolayı ambulansla vakaya giderken trafik kazası yaptıklarını kaydetti. Öte yandan katılımcıların yüzde 75,1’i Komuta Kontrol Merkezlerinde yeterli istihdamın yapılması gerektiğini söyledi ve iş yüküne karşı yeterli istihdamın yapılması gerektiğine dikkat çekti.

"DİŞİ AĞRIYAN, DİZİ SIZLAYAN HASTAYA AMBULANS GİTMEMELİDİR"

Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda Sağlık-Sen, 112 acil sağlık hizmetlerindeki yoğunluğu azaltacak önerilerde bulundu. 112 ekiplerinin gerçek hastaya ulaşabilmesi için 112’ye gelen çağrılar içinde vaka elemesinin yapılması gerektiğine dikkat çekilerek, “112 çalışanlarının yükünü hafifletmek ve sürdürülebilir bir sistem için objektif kriterlerle puanlama sisteminin uygulandığı vaka eleme sistemine geçilmelidir. Dişi ağrıyan, dizi sızlayan hastaya ambulans gitmemelidir. Aksi takdirde kalp krizine, trafik kazasına gidecek ambulans bulamama sorunu ile karşılaşılacak” denildi.

112 ÇALIŞANLARI ÇÖZÜM ÖNERİLERİNİ YAZARAK BİLDİRDİ!

Yapılan araştırmada 112 çalışanlarından yaşanan sorunlara ilişkin çözüm önerilerini yazmaları istendi. Katılımcıların önerilerinden derlenerek elde edilen sonuçların bazıları şunlardır; “112 çalışanlarının gerçek hastaya ulaşabilmesi için halkı bilinçlendirici adımlar atılmalı, sağlık okuryazarlığı konusunda 112’ye ayrı bir önem verilmeli. Vaka bildirimi yapılırken soğukkanlı olunmalı, adres bilgileri ve vaka konusunda bilgiler detaylıca verilmeli. Ambulanslara yol vermeyenlere karşı daha sıkı denetimler yapılmalı. Trafikte ambulansın yaşadığı sorunların ortadan kaldırılması için kamu spotları gibi çeşitli farkındalık çalışmaları yapılmalıdır. Vakaya müdahale edilirken ambulans ekibine vatandaşlar tarafından kolaylık sağlanmalı. Gerek komuta merkezi ve gerekse istasyonların iş yükünün azaltılmasına yönelik önlemler alınmalı, yoğun bölge ve istasyonlarda istihdam sağlanmalı, gerekli yerlerde ek istasyonlar kurulmalıdır. Gerek komuta merkezi gerekse istasyonların fiziki koşulları ve kullanılan ekipmanlar düzenlenmeli, iş sağlığı ve güvenliğine uygun ve çalışanlar için ergonomik hale getirilmelidir. İstasyon temizliği başta olmak üzere, çalışma ortamlarının hijyeninin sağlanması, istasyon temizliğinin kadrolu ya da anlaşmalı temizlik çalışanları tarafından yapılmalıdır. Yemek ücretleri artırılmalıdır. 112 kıyafetleri mevsime, bölgeye, bedene uygun şekilde uyarlanmalıdır. Ambulansların park yerleri hızlı giriş-çıkışa uygun hale getirilmeli, ambulans temizliği için gerekli zaman ve ortam oluşturulmalıdır. Kilometresi çok yüksek olan ambulanslar yenilenmelidir. 112 çalışanlarının teşvik ek ödemeleri ve nöbet ücretleri artırılmalı, gece çalışmalarının karşılığında Gece Çalışma Tazminatı ödenmeli.”

(DHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRMorluklar şüpheyi arttırdı: 3-4 günlük çıktı! Bakan Yerlikaya duyurdu: 723 düzensiz göçmen yakalandı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/112-yi-mesgul-eden-tehlike-her-4-cagridan-1-i-gereksiz-veya-acil-degil.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/04/112-yi-mesgul-eden-tehlike-her-4-cagridan-1-i-gereksiz-veya-acil-degil_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/112-yi-mesgul-eden-tehlike-her-4-cagridan-1-i-gereksiz-veya-acil-degil/21054/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Apr 2025 14:45:36 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocukluk dönemi aşı takvimi değişti; 6 hastalığa karşı tek aşı uygulanacak</title>
			<description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, çocukluk dönemi aşı takviminde değişikliğe giderek, 6 hastalığa karşı tek bir aşı uygulanacağını duyurdu. 1998'den itibaren uygulanan Hepatit B aşısı ile 2008'den bu yana uygulanan 5 bileşenli karma aşı birleştirilerek, 6 bileşenli karma aşı oluşturuldu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, çocukluk dönemi aşı takviminde değişikliğe giderek, yeni dönemde 6 hastalığa karşı tek bir aşının uygulanacağını açıkladı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, çocukluk dönemi aşı takviminde değişikliğe gidildiği belirtilerek, "Türkiye'de 1998 yılından itibaren uygulanan Hepatit B aşısı ile 2008 yılından bugüne uygulanan 5 bileşenli karma aşıyı bir araya getiren 6 bileşenli karma aşı uygulanmasına 14 Nisan 2025 itibarıyla başlanacak" denildi.
'KARMA AŞI ÜCRETSİZ UYGULANACAK'

Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilecek olan 6 bileşenli karma aşı uygulaması sayesinde, tek bir enjeksiyon ile Difteri, Tetanos, Boğmaca, çocuk felci (Polio), Hemofilus İnfluenza Tip B, Hepatit B hastalıklarına karşı bağışıklama sağlanacağı aktarılarak, " Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilen 6 bileşenli karma aşılar Türkiye genelindeki tüm Aile Sağlığı Merkezlerinde ve ilgili sağlık kuruluşlarında ücretsiz uygulanacaktır. Geçtiğimiz dönemde 5 bileşenli karma aşı ile aşılanmaya başlanan çocukların devam dozları 6 bileşenli karma aşı ile tamamlanacaktır. Bunun dışında herhangi bir ek aşıya gerek olmayacaktır" ifadelerine yer verildi.
Kaynak: Demirören Haber Ajansı / Sağlık Sağlık Bakanlığı Aile İçi Şiddet Aşı Takvimi Hepatit B Çocukluk Eğitim Sağlık Çocuk Yaşam Aşı]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/03/cocukluk-donemi-asi-takvimi-degisti-6-hastaliga-karsi-tek-asi-uygulanacak.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/03/cocukluk-donemi-asi-takvimi-degisti-6-hastaliga-karsi-tek-asi-uygulanacak_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/cocukluk-donemi-asi-takvimi-degisti-6-hastaliga-karsi-tek-asi-uygulanacak/21028/</link>
			<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 09:51:50 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ramazan&#39;da sağlıklı oruç için sahurun önemi: "Kan şekeri düşüklüğü, tansiyon oluşturur" Uzmanlar uyardı!</title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutanlar için sahur, sağlıklı bir oruç süreci için kritik bir öneme sahip. Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, sahura kalkmamanın, gün boyu halsizlik, baş ağrısı, kan şekeri düşüklüğü gibi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Arslan, sahur yapmadan oruç tutmanın, bireylerin sağlıklarını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekerek, düzenli bir şekilde sahura kalkmanın gerekliliğini vurguladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Dengeli beslenme, her dönem önemli olduğu gibi Ramazan ayında yeme içme düzeninin değişmesiyle daha da büyük bir önem taşıyor. Ramazan ayında oruç tutarken, sahur öğünü en fazla dikkat edilmesi gereken öğünlerden biridir. Sahursuz oruç tutmak, gün boyunca halsizlik, baş ağrıları ve kan şekeri düşüşü gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle, sahura kalkmak, sağlıklı bir oruç süreci için oldukça önemlidir.

"SAHURA KALKMAMAK DOĞRU BİR DAVRANIŞ DEĞİL"

Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, "İnsanlar günlük yaşantısında bir koşuşturma halindeyken sahura kalkmamayı tercih edebiliyorlar ya da uyanamayabiliyorlar. Bu durum kişilerde ani kan şekeri düşüklüğü, tansiyon düşüklüğüne, baş ağrısı gibi farklı sağlık problemlerine sebep olabileceği için çok doğru bir davranış değil" şeklinde konuştu.

"KİLO VERME SÜRECİNİ ÇOK İYİ DEĞERLENDİREMİYORUZ"

Toplumumuzda sahura kalkmadan daha hızlı kilo verileceğine dair bir algı olduğunu belirten Arslan, "Bir de toplumumuzda sahuru yapmasam daha hızlı kilo veririm diye bir algı var. Bu fikirle çıktığımız da iftara kadar daha çok acıktığımız için iftarda bir anda hızlı yemeye başlıyoruz, kilo verme sürecini çok iyi değerlendiremiyoruz. O yüzden kilo verme sürecinde de sahur öğününün yapılmasını öneriyoruz. Ramazanda su tüketimi de bir diğer önemli nokta. İyi su içmek iftara kadar dinç bir şekilde durmamızı sağlayabilir. Su tüketiminde ise bir anda litre litre su tüketmek yerine saat başı 1 bardak olacak şekilde güne yayılmış bir su tüketimimiz olmalı. Aralarda şekersiz çay, sade maden suyu, ayran, cacık gibi farklı sıvı kaynaklarını da yer vermeliyiz. Zencefil, melisa, adaçayı gibi sindirimi kolaylaştıran, bağışıklığımızı destekleyen bitki çaylarını da tercih edebiliriz" dedi.

"SANDVİÇ, SÜT-MEYVE YA DA HAŞLANMIŞ YUMURTA TÜKETİLEBİLİR"

Cansu Arslan, sahur yapmadan iftar yapılmaması gerektiğini söyleyerek, "Ramazan ayını yarılamamıza rağmen üzerinde durmamız gereken noktalar var. Bu noktadan birisi sahura kalkmadan oruç tutulması. Sahur yapmamak yerine uyumadan önce ara öğün olarak sandviç, süt-meyve ya da haşlanmış yumurta gibi kolay seçenekler tüketilebilir. Bu tarz protein içeriği yüksek ve gün içerisinde bizi tok tutabilecek, kan şekerimizi ve tansiyonumuzu dengeleyecek besinleri tercih etmek önemlidir. O yüzden bizler sahur yapmadan iftar yapılmamasını öneriyoruz. Günlük hayatın koşuşturmasını dikkate alacak olursak bir gün sahur yapmadan oruç tutmak çok fazla sorun teşkil etmeyecektir. Ancak bunu bir düzen haline getirip sahur yapmadan oruç tutmamalıyız. Bayrama kadar ki süreci bu şekilde düzgün yönetmeyi amaçlamalıyız" ifadelerini kullandı.

(İHA)Bu içerik Sedef Karatay tarafından yayına alınmıştır
Çankırı’da 23 yaşındaki üniversite öğrencisi evinde ölü bulundu Tersanede acı olay! Bloklar arasında sıkışan işçi hayatını kaybetti]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/03/ramazan-da-saglikli-oruc-icin-sahurun-onemi-kan-sekeri-dusuklugu-tansiyon-olusturur-uzmanlar-uyardi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/03/ramazan-da-saglikli-oruc-icin-sahurun-onemi-kan-sekeri-dusuklugu-tansiyon-olusturur-uzmanlar-uyardi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/ramazan-da-saglikli-oruc-icin-sahurun-onemi-kan-sekeri-dusuklugu-tansiyon-olusturur-uzmanlar-uyardi/21018/</link>
			<pubDate>Fri, 21 Mar 2025 01:40:43 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Sahur ve iftar uyarısı! Uzmanlardan Ramazan reçetesi</title>
			<description><![CDATA[Ramazan’a sayılı günler kala, sahur ve iftar hazırlıklarına başlandı. Oruç tutarken sağlıklı beslenmek büyük önem taşırken, sahurda tok tutan gıdalar ve iftarda mideyi yormayan besinler tercih edilmesi gerekiyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan uzmanlar ise Ramazan boyunca dengeli ve sağlıklı beslenmenin önemine dikkat çekerek, sahur ve iftar öğünlerinde yapılan hatalara karşı uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Ramazan’ın yaklaşmasıyla birlikte sahur ve iftar hazırlıklarını planlamaya başladı. Gün boyu sürecek oruç sürecinde vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlamak için sahurda doğru besinlerin tüketilmesi büyük önem taşıyor. Aynı şekilde iftarda da mideyi yormayacak, sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulması gerekiyor.
Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Bilgiç, İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Demir ve Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Diyetisyen Asya Naz Al, Ramazan ayında sağlıklı beslenme konusunda önemli uyarılarda bulunarak, oruç tutan bireylerin dikkat etmesi gereken noktaları sıraladı.


Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan

KRONİK HASTALAR MUTLAKA HEKİMİNE DANIŞSIN

Kronik kalp yetersizliği olan ve sürekli ilaç kullanmak zorunda olan ve genel durumu bozuk olan hastalarımızın oruç tutmasını uygun bulmadıklarını dile getiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan, “Yeni geçilmiş kalp krizi olan, kontrolsüz yüksek tansiyonu ve kontrolsüz şeker hastalığı olan hastalarımızın oruç tutmasını uygun görmüyoruz. Ritim bozukluğu, kalp kapak hastalığı gibi nedenlerle ciddi kan sulandırıcılar kullanan hastalarımız var. Çünkü sahurla iftar arasındaki süreç değişken olduğu için ilaçları etkin dozda alamayabiliyorlar. Ya ilaç çok fazla geliyor ya miktarı yetersiz geliyor. Belli saatlerde ilaca çok maruz kalmış oluyor, belli saatlerde az maruz kalmış oluyor. Bu da hastalarımızın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. O nedenle kronik hastalığı olanların ve kronik düzenli ilaç kullanması gereken insanlarımızın mutlaka oruç öncesi, oruç tutma uygun olup olmadığı açısından bir hekimine danışmasında fayda var” diye belirtti.


Prof. Dr. Yılmaz Bilgiç

MİDE SORUNLARINA DİKKAT

Ramazan ayı boyunca yeme alışkanlıklarının değiştiğinin altını çizen Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yılmaz Bilgiç, “Yeme alışkanlıkları değiştiği için, normal yeme rutin programımızın dışına çıktığımız için Ramazan ayında, buna bağlı gastrointestinal sistemde bazı problemler de ortaya çıkmaktadır doğal olarak. Bunlar yapılacak küçük yeme değişiklikleriyle tamamen düzelebilen değişikliklerdir. Oruç sırasında çok uzun süreli oruç tuttuğumuzda, uzun süreli aç kaldığımızda mide asiti artar. Ramazan ayında yememize, içmemize dikkat etmemiz lazım. Ramazan ayında iftarda muhakkak çorba yenilmeli. Çorbayla salatanın beraber yenilmesi ve iftarla sahur arasında ara öğünlerin yenilmesi önemlidir. Hızlı ve aşırı derecede bir yemek yemektense sahura kadar bir veya iki tane küçük ara öğünlerle bunun takviye edilerek yapılmalıdır” dedi.


Doç. Dr. Esra Demir

HAMUR İŞİNDEN UZAK DURULMALI

Sahur ve iftarda ağır gıdalardan kaçınılması gerektiğini dile getiren Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Esra Demir, “Sahur ve iftarı ağır gıdalardan arındırılmış bir şekilde yapalım. Özellikle işlenmiş gıdalardan sahurda ve iftarda hazır yiyeceklerden uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Sahuru atlamamamız gerekiyor. Sahur bizim için çok önemli bir öğün. Nasıl ki günün içerisinde kahvaltımız çok önemli, sahur da bizim için çok çok önemli. Çünkü sahurda aldığımız yiyecekler gün içerisinde bize enerji verecektir, bizi zinde tutacaktır. Ama sahurda yağlı yiyeceklerden, kızartmalardan, hamur içlerinden uzak durmanızı öneririm. Çünkü bunlar gün içerisinde kan şekerimizi düzensiz arttıracak ve sonrasında da düzensiz insülin salgılanmasına neden olarak reaktif hipoglisemi dediğimiz yemek sonrası şeker düşüşünü yaşatacaktır. Oruçlu olduğumuz için de tekrardan bir şeker alımı olmayacağı için hipoglisemin şikayetlerimiz çok olabilir. O yüzden sahurda proteinden zengin, sağlıklı karbonhidrat şeklinde tercih etmenizi öneririm” şeklinde konuştu.


Diyetisyen Asya Naz Al

DENGELİ TABAK ŞART!

Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Diyetisyen Asya Naz Al, Özellikle Ramazan dolayısıyla iki öğüne düşen beslenme modelimizde protein eksikliklerinden dolayı kas kayıpları ortaya çıkıyor. Bu nedenle aslında mutlaka tabaklarımızda proteine yer vermemiz gerekiyor. İftarda et, tavuk, balık veya yeşil mercimek gibi kuru baklagillerden fayda alabiliriz. Yine mutlaka tabaklarımızda sebze, özellikle haşlanmış sebzeler olabilir ya da salata şeklinde sebzeleri tercih edebiliriz. Mutlaka sebze ve proteini tabaklarımıza eklememiz gerekiyor. Ramazan'da dikkat etmemiz gereken en önemli şeylerden biri aslında su tüketimi. Su tüketimi bizim için çok önemli çünkü vücut bütün gün aslında 15-16 saat kadar susuz kalıyor. Özellikle su tüketimimizi iftar ve sahur arasına yayarak yani ne sahurda bir anda su tüketimine yüklenmek doğru ne de iftarda yüklenmek doğru” diyerek sözlerini tamamladı.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/sahur-ve-iftar-uyarisi-uzmanlardan-ramazan-recetesi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/sahur-ve-iftar-uyarisi-uzmanlardan-ramazan-recetesi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/sahur-ve-iftar-uyarisi-uzmanlardan-ramazan-recetesi/21007/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 15:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Uzman isimden Ramazan&#39;da beslenme önerileri</title>
			<description><![CDATA[Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Melike Çağlayan, Ramazan ayı için beslenme önerilerinde bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Diyetisyen Melike Çağlayan, sahura kalkmamanın ya da sadece su içerek sahur yapmanın yanlış bir beslenme alışkanlığı olduğunu belirterek, bu durumun açlık süresini 20 saate kadar uzatarak kan şekerinin düşmesine neden olabileceğini vurguladı.

"HAFİF YİYECEKLER TÜKETİLMELİ"

Çok ağır yemekler tüketmenin de metabolizmayı yavaşlatarak kilo alma riskini arttırdığını dile getiren Çağlayan, sahurda hafif ve dengeli bir öğün tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Çağlayan, "Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu beslenme tarzı yaklaşık 13-14 saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır. Bu da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Bunun aksine eğer sahur öğünü, ağır yemeklerden oluşursa da gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı ve hafif yiyecekler tüketilmelidir. Süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir. Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren posalı ürünleri, kompleks karbonhidratları ve özellikle yumurtayı beslenmelerine eklemeleri fakat hamur işlerinden ve basit şekerlerden uzak durmaları faydalı olacaktır" dedi.
Oruç boyunca uzun süre aç kalan kişilerin iftar sürecinde kontrolsüz şekilde fazla yemek yeme isteği duyabileceğini belirten Çağlayan, bunun hem kilo artışına hem de sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. İftara hafif yiyeceklerle başlanmasını öneren Diyetisyen Çağlayan, ilk olarak peynir, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba tüketildikten sonra 10-15 dakikalık bir mola verilmesini tavsiye etti. Çağlayan, "İftara peynir, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlayıp, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilebilir. Beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler yerine hem enerji veren hem de kan şekerini dengeli bir şekilde yükselten bulgur pilavı, kepekli ekmek veya tam buğday ekmeği gibi besinler tercih edilebilir. Tek seferde büyük porsiyonlar yerine iftardan sonra azar azar küçük porsiyonlar şeklinde tüketim sağlanmalıdır" şeklinde konuştu.

"TATLI SEÇİMİNDE DİKKATLİ OLUN"

Ramazan ayında tatlı tüketiminin arttığına dikkat çeken Diyetisyen Melike Çağlayan, ağır şerbetli ve yağlı tatlılar yerine sütlü tatlılar veya meyve tüketmenin daha sağlıklı olacağını belirtti. Ayrıca yemekleri pişirme ve yeme yöntemlerinin de büyük önem taşıdığını ifade eden Çağlayan, yemekleri yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketmeye özen gösterilmesi gerektiğini, özellikle ızgara, haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemeklerin tercih edilmesi gerektiğini söyledi. Ramazan boyunca su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Çağlayan, susama hissi olmasa bile iftar ve sahur arasında yeterli miktarda su içilmesini tavsiye etti. Diyetisyen Melike Çağlayan, iftardan 1-2 saat sonra yapılacak kısa mesafeli yürüyüşlerin sindirime yardımcı olacağını da sözlerine ekledi.

Kaynak: İHABu içerik Recep Demircan tarafından yayına alınmıştır
Canlı yayında çağrıda bulundu! "Devlet Bahçeli Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmeli" Atatürk'ün o sözlerine atıf yaptı! Müsavat Dervişoğlu: "Eğer buna dur diyemezsek..."]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/uzman-isimden-ramazan-da-beslenme-onerileri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/uzman-isimden-ramazan-da-beslenme-onerileri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/uzman-isimden-ramazan-da-beslenme-onerileri/21006/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 15:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Oruç tutarken bunlara dikkat! Ramazanı sağlıklı geçirmek için 10 önemli kural…</title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayı, manevi arınma ve ibadetlerin yanı sıra beslenme alışkanlıklarında da önemli değişikliklere yol açan bir dönemdir. Bu süreçte sağlığın korunması, bilinçli ve dengeli bir beslenme alışkanlığına bağlıdır. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Şahin, oruç tutarken sağlığı en iyi şekilde korumanın yollarını paylaştı ve sağlıklı bir Ramazan geçirmek için uyulması gereken 10 önemli kuralı sıraladı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Ramazan ayında beslenme konusunda önemli uyarılarda bulunan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Şahin, "Sahur, gün boyunca enerji seviyesini korumak için en önemli öğündür. Uzun süre tok kalmak için yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller ve tam tahıllı gıdalar tüketin. Lif oranı yüksek sebze ve meyveleri de ihmal etmeyin" diyerek sahurun önemine dikkat çekti.

RAMAZAN AYINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN BESLENME ÖNERİLERİ

Sahuru atlamayın: Sahur, gün boyunca enerji seviyesini korumak için en önemli öğündür. Protein, lif ve sağlıklı yağlar içeren dengeli bir sahur öğünü tercih edilmelidir.

Ağır ve yağlı yiyeceklerden kaçının: Kızartma ve aşırı yağlı yiyecekler mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Bunun yerine haşlama, ızgara veya fırınlanmış yiyecekleri tercih edin.

İftarda yavaş ve dengeli beslenin: Uzun süren açlığın ardından hızlı ve aşırı yemek, sindirim sorunlarına yol açabilir. İftarı hurma ve su ile açtıktan sonra hafif bir çorba ile devam etmek sindirimi kolaylaştırır.

Bol su tüketin: Günlük en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin. Sahur ve iftar arasında düzenli aralıklarla su içmek, vücudun susuz kalmasını önler.

Şekerli ve gazlı içeceklerden uzak durun: Şekerli ve gazlı içecekler kan şekerinde ani dalgalanmalara neden olabilir. Bunun yerine doğal meyve suları, ayran veya bitki çaylarını tercih edin.

Protein ve lif açısından zengin besinler tüketin: Uzun süre tok kalmak için yumurta, süt ürünleri, kuru baklagiller ve tam tahıllı gıdalar tüketin. Lif oranı yüksek sebze ve meyveleri de ihmal etmeyin.

Tuz tüketimini sınırlayın: Aşırı tuz tüketimi susuzluğu artırarak gün içinde zorlanmanıza neden olabilir. Salamura, konserve ve işlenmiş gıdalardan uzak durun.

Fiziksel aktiviteyi ihmal etmeyin: Ağır egzersizlerden kaçının ancak hafif yürüyüşler yaparak metabolizmanızı aktif tutun. İftardan sonra kısa bir yürüyüş sindirime de yardımcı olur.

Yeterli uyku alın: Vücudun dinlenmesi ve enerjiyi koruması için yeterli uyku şarttır. Geç saatlere kadar uyanık kalmak yerine düzenli bir uyku programı oluşturun.

Sağlık sorunlarınızı göz ardı etmeyin: Kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar oruç tutmadan önce mutlaka doktorlarına danışmalıdır."

"HASTALIĞIN VARSA DİKKATLİ OLMALISIN"

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mesut Şahin, diyabet, hipertansiyon ve mide rahatsızlıkları gibi kronik hastalıkları bulunan kişilerin, sağlık durumlarına uygun bir beslenme planı oluşturmasının önemine dikkat çekti. Sağlıklı bir Ramazan dönemi geçirmek için doğru beslenme ve yaşam tarzı değişikliklerinin gerekliliğini vurgulayan Şahin, oruç tutan kişilerin sağlıklarını koruyarak Ramazan’ı en verimli şekilde geçirebileceğini belirtti.

 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/oruc-tutarken-bunlara-dikkat-ramazani-saglikli-gecirmek-icin-10-onemli-kural.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/oruc-tutarken-bunlara-dikkat-ramazani-saglikli-gecirmek-icin-10-onemli-kural_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/oruc-tutarken-bunlara-dikkat-ramazani-saglikli-gecirmek-icin-10-onemli-kural/21005/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 02:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Oruç tutmanın faydaları saymakla bitmez: Zihinsel hastalıklardan sindirim sistemine kadar etkili… O bir şifa kaynağı!</title>
			<description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, oruç tutmanın sağlık üzerinde sayısız olumlu etkisi olduğunu belirterek, bu pratik ile vücudun doğal iyileşme mekanizmalarının güçlendiğini vurguladı. Dr. Akyol, oruç tutmanın sadece dini bir ibadet olmanın ötesinde, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini ve serbest radikallerin vücutta yol açtığı hücresel hasarın onarılmasını sağladığını ifade etti. Oruç tutmanın faydalarının detayları haberimizde…]]></description>
		    <news><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, oruç tutmanın iltihaplanmayı azalttığına ve kanser hücrelerinin çoğalma hızını yavaşlattığına dikkat çekerken, bu tür beslenme düzenlerinin, hücresel düzeydeki yenilenme süreçlerini destekleyerek genel sağlık üzerinde uzun vadeli faydalar sunduğunu söyledi. Akyol, oruçla birlikte sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının benimsenmesinin, fiziksel ve zihinsel iyilik halini artırabileceğini de sözlerine ekledi.

“DAHA SAĞLIKLI KALORİ YAKMAYA DESTEK OLUR”

Sağlıklı kişilerde oruç tutmanın faydalarından bahseden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Akyol, "Oruç tutmak sindirim sisteminin dinlenmesini sağlayarak, daha sağlıklı kalori yakmaya destek olur. Sindirim sistemi sağlığı iyi olmayan kişilerde özellikle oruç, gıdaların enerjiye dönüştürülmesi ve yağ yıkımına ciddi katkıda bulunur. Düzenli şekilde oruç tutmak, metabolizma sağlığına faydalı olduğu gibi, sağlıklı bağırsak fonksiyona da katkı sağlar" şeklinde konuştu.

“İNSAN PSİKOLOJİSİNE FAYDALIDIR”

Ramazan'ın iki yönde sağlığa faydalı olduğunun bilimsel olarak ispatlandığına değinen Uzm. Dr. Akyol, "Birincisi sindirim sistemi ve fiziki katkıları, diğeri ise insan psikolojisine olan faydalarıdır. Oruç esnasında vücutta bulunan yağ hücreleri aracılığı ile depolanmış yağlar yakılır. Depolanan yağların yakılmasıyla birlikte sağlıklı zayıflama gerçekleşir. Ancak bu, sahur ve iftarda az kalorili beslenmekle olur. Şimdiye kadar yapılan bilimsel araştırmalar oruç ve insülin sağlığı ilişkisini ortaya koymaktadır. Araştırmalar oruç esnasında hücrelerin kandan daha fazla glikoz alımı üzerine uyarılar gönderdiğini göstermiştir, bu durum da insülin sağlığına olumlu etki etmektedir" dedi.

“SİNDİRİM SİSTEMİNİ DÜZENLER”

Oruç tutmanın sindirim sistemine de fayda sağladığını söyleyen Uzm. Dr. Akyol, "Oruç tutmak sindirim sisteminin dinlenmesini sağlayarak, daha sağlıklı kalori yakmaya destek olur. Sindirim sistemi sağlığı iyi olmayan kişilerde özellikle oruç, gıdaların enerjiye dönüştürülmesi ve yağ yıkımına ciddi katkıda bulunur. Düzenli şekilde oruç tutmak, metabolizma sağlığına faydalı olduğu gibi, sağlıklı bağırsak fonksiyona da katkı sağlar. Az yemek ömür uzatır, çok yaşamayı sağlar. Yapılan bilimsel araştırmalar bazı kültürlerde yapılan diyetlerin ömrü uzattığını ortaya koymaktadır" şeklinde konuştu.

“ALZHEİMER GİBİ ZİHİNSEL HASTALIKLARA KARŞI KORUR”

Oruç tutmanın vücudumuzu yenilediğine dikkat çeken Uzm. Dr. Akyol, "Beyinde yeni kök hücrelerin oluşmasını destekleyen oruç, bu işleve yardımcı olarak kimyasalların salgılanmasını sağlar. Parkinson ve Alzheimer gibi zihinsel hastalıklara karşı koruyucu rol oynayabilir. Oruç tutmak bağışıklık sistemini geliştirir, serbest radikallerin neden olduğu hasarların giderilmesini sağlar, iltihabı azaltır ve kanser hücrelerinin yayılma hızını yavaşlatır. Bilimsel araştırmalar, hayvanların doğada hasta olduklarında yemeyi azalttıklarını ve dinlendiklerini ortaya koymaktadır. Oruç tutmak bağışıklık sistemini geliştirerek, birçok hastalıktan korunmaya yardımcı olduğu gibi, bazı hastalıkların tedavisini hızlandırır. Oruç vücudun genel temizliğine ciddi anlamda faydalıdır. Sindirim sisteminin temizlenmesi, dolaylı olarak bütün sistemin temizlenmesini sağlar. Karaciğer ve böbreklerdeki toksinlerin temizlenmesiyle de cilt yenilenir" dedi.

(İHA)
Ev sahipleri ile kiracıların kavgası kanlı bitti: 3 yaralı Otomobilde başından vurulmuş halde bulundu!]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/oruc-tutmanin-faydalari-saymakla-bitmez-zihinsel-hastaliklardan-sindirim-sistemine-kadar-etkili-o-bir-sifa-kaynagi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/oruc-tutmanin-faydalari-saymakla-bitmez-zihinsel-hastaliklardan-sindirim-sistemine-kadar-etkili-o-bir-sifa-kaynagi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/oruc-tutmanin-faydalari-saymakla-bitmez-zihinsel-hastaliklardan-sindirim-sistemine-kadar-etkili-o-bir-sifa-kaynagi/21004/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 13:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ramazanı enerjik geçirmek için reçeten hazır! Uyku süresinden pişirme yöntemine kadar uzman isim açıkladı…</title>
			<description><![CDATA[Ramazan ayında sağlıklı bir beslenme alışkanlığı oluşturmanın, hem beden hem de ruh sağlığı açısından büyük önem taşıdığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yasin Bakcan, bu dönemi sağlıklı geçirmek için dikkat edilmesi gereken önemli beslenme önerilerinde bulundu. Detaylar haberimizde...]]></description>
		    <news><![CDATA[Dr. Bakcan, Ramazan’da oruç tutanların iftar ve sahur arasında sınırlı bir zaman dilimiyle beslenmeye çalıştığını hatırlatarak, “İftar ve sahur arası kısıtlı sürede enerji veren ve aynı zamanda kan şekeri ve tansiyonun hızlıca yükselmesini önleyen bulgur pilavı, kepekli ekmek ve kepekli makarna tercih edilmelidir. Beslenme programımızda süt ve süt ürünleri, yumurta, sebze ve meyve tüketilmelidir. Mutlaka 3 litre kadar su tüketilmelidir” diye konuştu.

İftar ve sahurda dengeli bir beslenme düzeni oluşturmanın, gün boyu enerjik kalmak için anahtar olduğunu vurgulayan Dr. Bakcan, “İftar ve sahur arası kısıtlı sürede enerji veren ve aynı zamanda kan şekeri ve tansiyonun hızlıca yükselmesini önleyen bulgur pilavı, kepekli ekmek ve kepekli makarna tercih edilmelidir. Beslenme programımızda süt ve süt ürünleri, yumurta, sebze ve meyve tüketilmelidir. Mutlaka 3 litre kadar su tüketilmelidir” şeklinde açıklamalar yaptı.

“LİF ORANI YÜKSEK YİYECEKLER TERCİH EDİLMELİ”

İftarda dikkat edilmesi gerekenlerden bahseden Uzm. Dr. Bakcan, “İftarda çorba ile başlanması ve 15 dakika ara verdikten sonra diğer yemeklerin aralıklarla, iyice çiğnenerek ve yavaşça yenmesine dikkat edilmelidir. İftar sofrasında işlenmiş et ürünlerinden ve yağda kızartılmış gıdalardan uzak durulması, balık ve tavuk tüketilmesi, lif oranı yüksek yiyecekler (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) tercih edilmesi, gazlı içecekler yerine ayran, su, sade soda, komposto, cacık ve meyve suyu tercih edilmesi ve tatlı ihtiyacının meyvelerden karşılanması ya da sütlü tatlılarının tercih edilmesine dikkat edilmelidir” dedi.

“İFTAR VE SAHUR ARASI 3 LİTRE CİVARINDA SU TÜKETİLMELİ”

Günde 3 ve daha fazla beslenmeye alışkın vücudumuzda görülebilecek değişikliklere dikkat çeken Uzm. Dr. Bakcan, “Öncelikle kan şekeri ve tansiyon değişiklikleri yaşanabilir. Öğün atlanmasına bağlı olarak halsizlik yorgunluk dikkat dağınıklığı, sinirlilik baş ağrıları yaşanabilir. Bu durumları en aza indirmek için iftar ve sahur arası toplam 3 öğün beslenilmesi önerilir. Ayrıca gıda tercihlerimizin de günlük kalori, protein ve yağ ihtiyacımızı karşılayacak şekilde olması önemlidir. Aşırı tuzlu, acılı ve baharatlı gıdalarda uzak kalınması oruçlu iken susuzluk yaşanmasını azaltacaktır. Ayrıca iftar ve sahur arası 3 litre civarında su tüketilmesi” dedi.

“GECE 7 İLE 8 SAAT ARASI UYUNMALI”

Ramazanda uyku düzenine değinen Uzm. Dr. Bakcan, “Gece 7 ile 8 saat arası uyunması önerilir. Ayrıca mümkünse öğlen 1 saat kadar daha uyunması gün içi yorgunluğun önlenmesi açısından önemlidir” dedi.

“ÖĞÜN SÜRESİ UZATILMALI, YİYECEKLER FIRINDA PİŞMELİ”

İftar ve sahurda önemli noktaları vurgulayan Uzm. Dr. Bakcan, “İftar ve sahurda gıda tercihlerimize, yemeğin özellikle fırında, haşlama yada buharda pişirilmesine, yemeklerin aşırı tuzlu, baharatlı ve acılı olmamasına özen göstermeliyiz. Öğün süresi uzatılmalı, aralıklı ve yavaşça tüketilmelidir” dedi.

‘KRONİK HASTALIĞI OLANLAR HEKİME DANIŞMALI’

Hangi bireylerin oruç tutması gerektiği sorusunu yanıtlayan Uzm. Dr. Bakcan, “Sağlıklı olan her birey oruç tutabilir. Ancak kronik hastalıkları (diyabet, hipertansiyon, kalp ve damar hastalıkları, böbrek yetmezlikleri, kronik akciğer hastalıkları, kronik karaciğer hastalıkları) olan ve çoklu sayıda ilaç kullanan kişilerin ve kanser hastalarının hem tedavi düzeni hem de uygunluk açısından sorumlu hekimlere danışması önemlidir” ifadelerini kullandı.

“EGZERSİZ VE YETERLİ SU TÜKETİLEREK KİLO KONTROLÜ SAĞLANABİLİR”

Kilo kontrolünün nasıl sağlanması gerektiği konusuna değinen Uzm. Dr. Bakcan, “Doğru gıda tercihleri, egzersiz ve yeterli su tüketilerek kilo kontrolü sağlanabilir. İftar ve sahur arası ve özellikle iftardan 1-2 saat sonra, 1 saat kadar orta tempolu yürüyüş yapılması ve ağır egzersizlerden kaçınılması önerilir” dedi.

EKMEK, PİLAV, MAKARNA TÜKETİLMESİ KİLO ALIMINA YOL AÇABİLİR’

Hangi davranış hatalarının ramazanda kilo alımına yol açacağını belirten Uzm. Dr. Bakcan, “Özellikle kan şekerini hızlı yükselten ekmek pilav makarna gibi gıda ürünlerinin çok tüketilmesi, gazlı ve şekerli içecek tüketiminin fazla olması, özellikle şerbetli tatlıların tercih edilmesi ve egzersiz yapılmaması kilo kontrolünü bozduğu gibi oruçlu olunan sürede halsizlik, açlık ve susuzluk hissedilmesine neden olur. Ayrıca, gıdaların pişirilme yöntemi ve beslenmenin aralıklı ve yavaş yapılması da çok önemlidir” dedi.

 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/ramazani-enerjik-gecirmek-icin-receten-hazir-uyku-suresinden-pisirme-yontemine-kadar-uzman-isim-acikladi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/ramazani-enerjik-gecirmek-icin-receten-hazir-uyku-suresinden-pisirme-yontemine-kadar-uzman-isim-acikladi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/ramazani-enerjik-gecirmek-icin-receten-hazir-uyku-suresinden-pisirme-yontemine-kadar-uzman-isim-acikladi/21003/</link>
			<pubDate>Fri, 28 Feb 2025 05:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Araştırmacılar insanların neden bazı şeyleri hatırlayıp diğerlerini hatırlamadığını inceledi</title>
			<description><![CDATA[İnsanlar tam olarak neden hatırladıklarını hatırlarlar? Rice Üniversitesi'ndeki araştırmacıların yakın zamanda yayınladığı bir inceleme makalesi, bu temel soruya ve insan hafızasını etkileyen faktörler arasındaki ilişkiye ışık tutuyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Makale, hafıza modülasyonundaki bireysel farklılıklara odaklanan Bilişsel, Duygusal ve Davranışsal Sinirbilim dergisinin özel sayısında yer alıyor.

Rice Üniversitesi'nde psikolojik bilimler alanında lisansüstü öğrencisi olan yazarlar Fernanda Morales-Calva ve psikolojik bilimler alanında yardımcı doçent olan Stephanie Leal, hafızanın "üç N"sini (neyi, nerede ve ne zaman hatırladığımız) kapsamlı bir şekilde analiz etmek ve insanların neden hatırladığı gibi temel bir soruyu yanıtlamak için mevcut araştırmaları incelediler.

Araştırmacılar özellikle duygusal önemin, kişisel alaka düzeyinin ve bireysel farklılıkların hafıza tutmayı nasıl şekillendirdiğini araştırıyor. Deneysel çalışmalardan farklı olarak, bu inceleme epizodik hafızanın anlaşılmasını ilerletmek için mevcut bulguları topluyor ve yorumluyor.

DUYGUSAL OLAYLARI DAHA ÇOK HATIRLIYORUZ

İnceleme, hafıza araştırmasını insanların neyi, nerede ve ne zaman hatırladığına odaklanan üç temel alana ayırıyor. Morales-Calva ve Leal, anıların genellikle duygusal içerik, kişisel önem, tekrar ve dikkat tarafından şekillendirildiğini buldu. Örneğin, bireylerin derin duygusal yankıya sahip olayları veya aktif olarak odaklandıkları ayrıntıları hatırlama olasılıkları daha yüksektir.

Ancak, hatırladıklarımız aynı zamanda olayın nerede gerçekleştiği gibi faktörlerden de etkilenir. Mekansal hafıza olarak bilinen şey genellikle hayvanlar üzerinde incelenir ve araştırmacılar bunun insan deneyimleri için de geçerli olan hatırladıklarımızın önemli bir yönü olduğunu söylediler. Yeni ortamlar daha fazla dikkat gerektirir ve bu nedenle tanıdık, rutin ortamlarla karşılaştırıldığında daha güçlü anılar oluşturur.

Son olarak araştırmacılar, olayın ne zaman gerçekleştiğinin insanların hatırladıkları üzerinde bir fark yarattığını söyledi. Bireylerin olayları nasıl sıraladığı ve aralarındaki geçişleri nasıl fark ettiği, anılarda kritik bir rol oynar. Belirli olaylar genellikle ayrı bölümlere ayrılır ve bu nedenle bireylerin hatırlaması daha kolay olabilir.

Morales-Calva, hafızanın ne, nerede ve ne zaman olduğu gibi faktörlerin yanı sıra kültürel, kişisel ve bilişsel farklılıklar gibi bireysel koşulların da bireylerin nasıl hatırladıklarını şekillendirmede önemli bir etkiye sahip olabileceğini söyledi.

Morales-Calva, "Hafıza tek tip bir fenomen değildir. Bir kişi için unutulmaz olan şey, onun benzersiz geçmişine ve bilişsel önceliklerine bağlı olarak bir başkası için tamamen unutulabilir olabilir." dedi.

Araştırmacılar, neden belirli deneyimleri diğerlerinden daha fazla hatırladığımızı incelemenin hem klinik hem de günlük ortamlar için önemli çıkarımlara sahip olabileceğini söyledi. Örneğin, profesyonel hafıza değerlendirmeleri genellikle belirli kültürel bağlamlarda geliştirilen ve kritik bireysel farklılıkları göz ardı etme potansiyeline sahip standart testlere dayanır. Bu tür testler, çeşitli popülasyonlarda uygulandığında çarpık sonuçlar verebilir ve bu da daha özel yaklaşımlara olan ihtiyacı vurgular.

Araştırmacılar, dünya nüfusunun yaşlanması ve hafıza bozukluklarının giderek yaygınlaşmasıyla birlikte hafızayı şekillendiren özel faktörlerin anlaşılmasının, bunama ve bilişsel gerileme gibi durumlara yönelik müdahalelere ışık tutabileceğini söyledi.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/arastirmacilar-insanlarin-neden-bazi-seyleri-hatirlayip-digerlerini-hatirlamadigini-inceledi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/arastirmacilar-insanlarin-neden-bazi-seyleri-hatirlayip-digerlerini-hatirlamadigini-inceledi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/arastirmacilar-insanlarin-neden-bazi-seyleri-hatirlayip-digerlerini-hatirlamadigini-inceledi/20988/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Feb 2025 14:51:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ölüme yol açabilir! Havalar soğuyunca yaygınlaştı! Her gün kullanmak doğru değilmiş</title>
			<description><![CDATA[Havaların soğumasıyla birlikte vitamin ve mineral desteği kullanımı arttı ancak ne yazık ki çoğu kişi hekime danışmadan test yaptırıp hangi vitamine ihtiyacı olduğunu bilmeden bu takviyeleri gelişi güzel kullanıyor. Uzmanlara göre ise her gün vitamin almak doğru değil.]]></description>
		    <news><![CDATA[Vitaminler, mineraller soğuk havla birlikte takviye gıdaları şeker gibi kullanmaya başladık. Gelişi güzel takviye kullanmadan önce iki kez düşünmeniz gerekiyor. Yani faydadan çok zarar getiriyor.

Kanal D Ana Haber'e konuşan uzman isim vitamin alayım derken sağlığımızdan olmamak için uyarılarda bulundu.

Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Alper Sönmez, "Bilinçsiz kullanıldığında son derece tehlikeli olabilirler. Her gün vitamin almak önerilen bir yaklaşım değildir. Mesela aşırı A vitamini kullanımı, ölümlere, kanser gelişimine ve osteoporoza yol açabilir. Kalpte ritim bozukluklarına yol açabilir. Böbrek yetmezliğine yol açtığı için takip ettiğimiz, D vitamini aşırı kullanımı hastaları var. Tansiyon ilaçlarının kullanılmasıyla ilgili etkileşime girebilir" dedi.

Ayrıca düzenli ilaç kullanıyorsanız aldığınız vitaminler etkileşime girebilir diye uyarıyor uzmanlar. Hatta mevcut bir hastalığın fark edilmesini bile engelleyebilir.

Demir kaybına yol açan bir hastalığınız vardır, onun araştırılmasını engelleyip sürekli demir takviyesi kullanırsanız zarar görebilirsiniz ve tanı gecikebilir. Takviye gıdalara başlarken hekime sormak kadar bitirirken de danışmak önemli.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/olume-yol-acabilir-havalar-soguyunca-yayginlasti-her-gun-kullanmak-dogru-degilmis.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/olume-yol-acabilir-havalar-soguyunca-yayginlasti-her-gun-kullanmak-dogru-degilmis_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/olume-yol-acabilir-havalar-soguyunca-yayginlasti-her-gun-kullanmak-dogru-degilmis/20987/</link>
			<pubDate>Tue, 11 Feb 2025 14:51:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kış aylarının sessiz katili &apos;Karbonmonoksit&#39;e dikkat: Acil Tıp Uzmanı uyardı: "İlk saatler çok önemli"</title>
			<description><![CDATA[Uşak'ta fabrikada çalışan 17 işçi karbonmonoksit zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırılırken soba, doğal gaz gibi kullanımların arttığı bugünlerde uzmanlar uyardı. Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Koşargelir, "Doğal gazın, tüp gazın, sobanın kullanıldığı dönemdeyiz, lütfen dikkat. Zehirlenmede ilk saatler çok önemli, yakalarsak geri döndürebilme şansımız olabilir." dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Uşak'ta bir tekstil fabrikasında karbonmonoksit gazından zehirlendikleri iddiasıyla 17 işçi hastaneye kaldırılırken uzmanlar, soğuk havalarda soba, doğal gaz gibi kullanımların arttığını belirterek renksiz ve kokusuz olan karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyardı. Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nden Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Koşargelir, hangi durumların zehirlenmelere yol açabileceği, zehirlenme durumlarında yapılması gerekenler gibi konularda bilgiler verdi. Uzm. Dr. Koşargelir, uyumadan önce evlerin mutlaka havalandırılması gerektiğini söylerken vatandaşlara uyarılarda bulundu.

"İLK SAATLERDE YAKALARSAK GERİ DÖNDÜREBİLME ŞANSIMIZ OLABİLİR"

Baş ağrısı, halsizlik, solgunluk, yorgunluk, bulantı, kusma gibi belirtileri olan karbonmonoksit zehirlenmesine ilişkin bilgi veren Acil Tıp Uzmanı Dr. Mehmet Koşargelir, "Karbonmonoksit zehirlenmesini yanmış gaz olarak adlandırmak mümkün. Doğal gaz kaçağı, doğal gaz ocaklarından, tüp gazlardan, katalitik sobalardan çıkan yanmış gazlar ve normal sobalardan çıkan sızıntılar normalde havadan hafif olduğu için önce tavanda birikirler. Aşağıya doğru havayı azaltarak baskı yaparak inerler, o yüzden karbonmonoksit zehirlenmesinde öncelikle seviye olarak üste yatan kişiler etkilenir.

İlk işlem; öncelikle çok iyi bir havalandırma, tüm pencere ve kapıları açmak, açtıktan sonra kişileri gaz olmadığını düşündüğümüz temiz alanlara taşımak, taşıdıktan sonra mutlaka 112'yi beklemek. Zehirlenmede ilk saatler çok önemli, ilk saatlerde yakalarsak geri döndürebilme şansımız olabilir. Ne kadar erken yakalayabilirsek o kadar fayda. Kış dönemindeyiz, bu tür doğal gazın, tüp gazın, sobanın kullanıldığı dönemdeyiz, lütfen dikkat.

Uyumadan önce mutlaka yattığımız yeri bir havalandıralım, o sobanın tamamen sönmüş olduğundan, tüp gazın, doğal gazın kapatılmış olduğundan emin olalım, doğal kaçağı da çok daha tehlikeli. Renksiz, kokusuz ama kişi etkilendiği zaman oksijenin yerine kandaki hücrelere bağlandığı zaman bilinci hala açıktır ama kas gücü yok, kalkıp pencereyi, kapıyı açamaz, yardım isteyemez" dedi.

"ETKİLENME ORANI ARTTIKÇA TEKARAR SAĞLIĞA KAVUŞMA SÜRESİ ÇOK UZAYACAKTIR"

Tedavi süreçlerine yönelik konuşan Uzm.Dr. Koşargelir, "Ambulansta ve acil serviste yüzde yüze kadar oksijen verebiliyoruz. Yüksek dozda oksijen veririz, henüz karbonmonoksite bağlanmamış hücreleri oksijenle bağlayalım ki dokulara oksijen gitsin, bütün hedefimiz; hastayı hayatta tutmak. Nöronların etkilenme oranı arttıkça tekrar sağlığa kavuşma süresi çok uzayacaktır, bazen kalıcı hasarlar da olabilir.

Acil serviste görev yapan hekimlerimizin mutlaka uyanık olması lazım, bu tür baş ağrısı, ‘Halsiz hissediyorum, elim, ayağım, tutmuyor' diye sabah erken, gece geç saatlerde hastalarınız gelmişse mutlaka kanda karbonmonoksit baksınlar, mümkünse non invaziv yöntemler var, hastanede varsa onunla, olmadı mutlaka kan gazı bakarak bir değerlendirsinler. Sadece o can değil onu getirenlerin de hayati tehlikesi olabilir. Gelen hastada yakalarsak ev halkının tamamını kurtarabiliriz. Şüphelendiğimizde, kan gazı alıp baktığımızda tüm sistemi alarme ediyoruz, ‘Hemen evine gidin, evdekileri arayın, odayı havalandırsınlar, boşaltsınlar, hatta gerekirse evi boşaltsınlar, tüm vanaları kapatın' gibi uyarılarda bulunuyoruz" şeklinde konuştu.

"KAN GAZIYLA YAKALADIĞIMIZ HASTALARIMIZ VAR, ŞAŞIRIYORLAR"

Evde yalnız yaşayan kişilerin zaman zaman kontrol edilmesinde fayda olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Koşargelir, "Şüphelenirsek mutlaka ki acil servis çalışanları, acil tıp uzmanları bunun için de eğitim alıyor, yakalama oranımız oldukça yüksek. Henüz öyle ileri dönemde yakaladığımız bir hastamız olmadı ama kan gazıyla yakaladığımız hastalarımız var, bildiriyoruz, şaşırıyorlar. ‘Bizde kaçak mı var, tüp gazdan kaçak mı olmuş, sobayı tam kapatmamış mıyız', hala böyle cevaplar alıyoruz. En çok evde yalnız yaşayan öğrenciler için dikkat etmek gerekir. Soba, tüp gaz ocak, doğal gaz borusu evden geçiyor, onun bacası sağlam mı, doğal gazdan kaçak var mı, yok mu mutlaka kontrol.

Ortamdaki yüzde 15 oksijene kadar rahat nefes alırız ama yüzde 21'in altına niye düşsün? Samsun'da görev yaptığım dönemde soba ile ısınan bir aile uyumadan önce kömürle ısınmışlar, tabi kömür sabaha kadar yanacak. Anneanne herhalde yüksekte yatan oydu, acil servise getirmişler, değerlendirdik, kan gazı almıştık, karbonmonoksiti gördük. Dedik ki ‘Evde mutlaka yanmış bir gaz kaçağı var'. O zamanlar cep telefonu çok yaygın değil, ‘Bir an önce birileri gidip evdekileri uyarsın' dedik ama gittiklerinde vakit çok geçti, onları hiç unutamıyorum, aklımdan hiç çıkmıyor.

Günümüzde erişim imkanları da çok gelişti, yakaladığımız an eğer evdekilere ulaşamıyorsak mutlaka komşuları arayıp evdekileri uyandırmaları için ellerinden geleni yapmalarını istememiz lazım. Araçların bazılarının egzoz ucu arabanın altından serbestleşiyor, bazıları en arkadan arabanın dışına egzoz çıkışını veriyor ama herhangi bir yol bulup egzoz gazı içeriye girer, kişi uyuyor ise geçen zamanla içerideki oksijen miktarını azaltacak. O yanmış egzoz gazı karbonmonoksit etkisiyle kandaki hücreleri bağlayacak ve dokulara giden oksijeni azaltacak" ifadelerini kullandı.

(İHA)
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/kis-aylarinin-sessiz-katili-karbonmonoksit-e-dikkat-acil-tip-uzmani-uyardi-ilk-saatler-cok-onemli.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2025/02/kis-aylarinin-sessiz-katili-karbonmonoksit-e-dikkat-acil-tip-uzmani-uyardi-ilk-saatler-cok-onemli_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/kis-aylarinin-sessiz-katili-karbonmonoksit-e-dikkat-acil-tip-uzmani-uyardi-ilk-saatler-cok-onemli/20986/</link>
			<pubDate>Thu, 13 Feb 2025 10:51:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Dikkate almanız gereken beş &#39;utanç verici&#39; semptom! Asla görmezden gelmeyin</title>
			<description><![CDATA[Bazı hastalıklar vücutta farklı belirtilerle kendini gösterebiliyor. Birçok kişi yaşadığı bazı semptomları 'utanç verici' bulduğu için bir sağlık kuruluşuna gitmeyi erteleyip internette araştırmalar yaparak veya çevresine sorarak dertlerine derman olmaya çalışıyor. Bir pratisyen hekim, asla görmezden gelmemeniz gereken beş semptomu paylaştı. İşte dikkate almanız gereken o semptomlar...]]></description>
		    <news><![CDATA[Sağlık hizmeti yalnızca görünür sorunları ele almakla ilgili değil, konuşmaktan çekindiğimiz konuları da dahil olmak üzere tüm sağlık konularıyla ilgilenir. Cinsel sağlık sorunlarından idrar kaçırma gibi durumlara kadar birçok semptomdan genellikle yardım aramaktan kaçınırız ve bu sorunları doktorumuza danışmak yerine halı altına süpürürüz.

DOKTORLARIN ASLA GÖRMEZDEN GELMEMENİZ GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİĞİ BEŞ BELİRTİ

Aile hekimi ve Selph'te tıbbi direktör olan Dr. Claire Merrifield, sizi hemen doktorunuza götürmeniz gereken beş 'utanç verici' belirtiyi paylaştı.

1) DIŞKIDA KAN

 

Dr. Merrifield dışkıda kans semptomuna dair uyarıda bulundu ve şöyle dedi: "Bağırsak hareketlerinizde artan veya azalan sıklık, kıvamda değişiklik, dışkıda kan veya daha önce yapmış olmanıza rağmen bağırsaklarınızı boşaltma ihtiyacı hissi gibi herhangi bir değişiklik fark ederseniz kontrol ettirmeniz önemlidir. Dışkıda kan veya bağırsak hareketlerinde değişiklik olmasının birçok nedeni vardır, ancak dışlanması gereken en önemli neden, her yıl binlerce kişiyi etkileyen bağırsak kanseridir.

Bağırsak kanseri erken evrelerde çok iyi tedavi edilebilir, bu yüzden bir doktorla ne kadar erken görüşür ve kontrolden geçerseniz o kadar iyi olur.

2) YATAK ODASINDAKİ SORUNLAR

 

Doktor şu tavsiyede bulunuyor: "Cinsellikle ilgili sorunlar yaygındır. Birçok kişi cinsel ilişki sırasında ağrı veya cinsel ilişkiden zevk almada zorluk yaşar. Daha yaygın olanı ise şişlikler, çıkıntılar, kızarıklıklar ve alışılmadık akıntılardır. İyi haber şu ki, cinsellikle ilgili sorunların çoğu tedavi edilebilir. Herhangi bir sorun yaşıyorsanız, o an gerçekten utanç verici görünse bile, birine söylemeniz yeterlidir.

İnsanların seks hakkında konuşmasının zor olduğunu ve herhangi bir semptomunuz varsa bunu başka kimsenin öğrenmesini istemediğinizi biliyoruz. Bu nedenle cinsel sağlık hizmetleri, aile hekiminizden veya normal hastanelerden ayrıdır.

Herhangi bir cinsel sağlık kliniğinde, şefkatli, yargılayıcı olmayan bir sağlık profesyonelleri ekibi bulacaksınız."

3) İDRAR TUTAMAMA

 

Dr. Merrifield, idrar kaçırma konusuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Genellikle utanılan bir konu olsa da, idrar kaçırma düşündüğünüzden daha yaygındır.

Özellikle hamilelik sonrası ve menopoz dönemindeki kadınlarda yaygındır ve birçok genç de bunu deneyimleyebilir. İdrar kaçırma genellikle ilaç, pelvik taban egzersizleri ve basit yaşam tarzı değişiklikleriyle çok iyi tedavi edilebilir. Uzun süre beklemek ve bunu bir doktorla konuşmayı ertelemek genellikle semptomları daha da kötüleştirebilir ve işinizi, sosyal hayatınızı ve ilişkilerinizi etkileyebilir, bu da tedavi edilmezse ruh sağlığı sorunlarına yol açabilir."

4) ALIŞILMADIK KOKULAR

 

Dr. Merrifield, alışılmadık kokular konusunda şu uyarıda bulundu: "Herhangi bir alışılmadık, yeni veya güçlü vücut kokusu hormonal değişiklikler, diyabet veya enfeksiyonlar gibi bir dizi altta yatan rahatsızlığı gösterebilir. Vücudunuzda veya idrarınızdan gelen garip yeni kokular fark ettiyseniz, bunun altında yatan bir neden olup olmadığını öğrenmek için doktorunuzla görüşün."

5) ŞİŞLİK VE YUMRU

 

Vücutta şişlik yumru söz konusu olduğunda, Dr. Merrifield şunları tavsiye etti: "Şişlik ve yumrular birçok şeyden kaynaklanabilir, tıkalı bir kıl folikülü veya ter bezi kadar basit bir şey olabilir veya altta yatan bir kanser belirtisi olabilir. Vücudun her yerinde, hatta çok mahrem bölgelerde bile olabilir."

UZUN BİR SÜRE GEÇMEZSE DİKKAT

Şunları ekledi: "Bir hafta veya daha uzun bir süre içinde iyileşmeyen yeni kitleler veya şişlikler fark ederseniz veya mevcut kitleler veya şişlikler büyüyorsa, acilen bir doktora görünün. Göğüs veya testiste bir kitleyi kontrol ettirmekten biraz utanabilirsiniz, ancak sizi muayene eden sağlık uzmanının sizi yargılamadığını, yalnızca kitle veya şişliğe neyin sebep olabileceğini düşündüğünü unutmamalısınız.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/dikkate-almaniz-gereken-bes-utanc-verici-semptom-asla-gormezden-gelmeyin.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/dikkate-almaniz-gereken-bes-utanc-verici-semptom-asla-gormezden-gelmeyin_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/dikkate-almaniz-gereken-bes-utanc-verici-semptom-asla-gormezden-gelmeyin/20955/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 16:05:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>&#39;Evinize bile sokmayın&#39; Bakanlık o ürünleri toplatıyor! Zehir saçan oyuncaklara dikkat</title>
			<description><![CDATA[Ticaret Bakanlığı piyasadaki oyuncakları denetledi ve bazılarının toplatılmasına karar verdi. Denetleme sonuçlarına göre durum gerçekten korkutucu. Çocukların severek kullandığı ve sık vakit geçirdiği birçok marka ve ürünün tehlike saçtığı ortaya çıktı. Bu ürünlerde kurşun ve flatat gibi kimyasalların sınırın çokça üstünde olduğu belirlendi. Tespit edilen bu maddeler en çok slime, sticker ve lastik top gibi ürünlerde ortaya çıktı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Ticaret Bakanlığı piyasadaki oyuncakları denetledi ve durum gerçekten çok vahim diyebiliriz. Ortaya çıkan tabloya göre birçok marka ve ürünlerin tehlike saçtığı belirlendi. Kurşun ve flatat gibi kimyasalların sınırın çok üstünde olduğu ortaya çıktı. Sağlığı tehdit eden bu maddeler en çok çocukların en sevdiği slime, sticker ve lastik top gibi ürünlerde var.

Hepsi çocukların elinde, çantasında veya odasında ve hepsi sağlığı tehlikeye atan kimyasal maddeler içeriyor. Bakanlık inceleme yaptı. Kırtasiyelerde satılan onlarca oyuncak için toplatılma kararı alındı.

KANSER VE ALZHEİMER RİSKİ

 

ATV Ana Haber'e konuşan Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Taştekin oyuncaklarda tespit edilen kurşun ve fitalat maddesi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bu maddelerin sağlığı tehdit ettiğini belirten Taştekin, "Kansere sebep olabilir birçok kanserin sebebidir. Kurşun en zararlı yoğun metallerden bir tanesidir. Alzheimer, yorgunluk, demans, halsizlik yapan bir maddedir." dedi.

ÇOCUKLARDA ANEMİYE SEBEP OLUYOR

 

Plastiklerde bulanan fitalat maddesinin de zararlarından bahseden uzman isim, "Fitalat genellikle plastiklerde bulunan bir maddedir. bazı oyuncaklarda da bulunur fazlası vücutla biriktiği zaman karaciğer kanseri, karaciğer yetmezliği, Alzheimer, çocuklarda anemi gibi birçok sastalığa sebep olabilir." diye konuştu.

'EVİNİZE BİLE SOKMAYIN'

 

Bakanlık kolayca kopabilen oyuncaklar ve boncuklu kıyafetlerden bazılarını da toplatma kararı aldı.

Prof. Taştekin, "Kopabilen veya boncuklu kıyafetleri almayın çünkü çocuk bilemez her şeyi tanımak istediği için ağzın almak ister o yüzden onlar evlerine bile sokmasınlar." diyerek aileleri uyardı.

Toplatılma kararı alınanlar arasında bijuteri ürünleri, oda kokuları, stickerlar var.

 

Plastik ördeklerde bile zararlı bir madde olan fitalat çıktı.

 

Ticaret Bakanlığı'nın toplatılmasına karar verdiği ürünlerden biri de bu markanın boyası. Sebebi ise lacivert rengi oluşturulurken haddinden fazla kurşun kullanılması.

 

Ticaret Bakanlığı'nın radarına giren bir diğer ürün de slimelar oldu bazı markaların slimeları ağır metal içerdiğinden toplatılmasına karar verildi.

 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/evinize-bile-sokmayin-bakanlik-o-urunleri-toplatiyor-zehir-sacan-oyuncaklara-dikkat.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/evinize-bile-sokmayin-bakanlik-o-urunleri-toplatiyor-zehir-sacan-oyuncaklara-dikkat_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/evinize-bile-sokmayin-bakanlik-o-urunleri-toplatiyor-zehir-sacan-oyuncaklara-dikkat/20954/</link>
			<pubDate>Wed, 18 Dec 2024 10:05:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Her gün bir avuç tüketin! Demans riskini büyük oranda azaltıyor</title>
			<description><![CDATA[Sağlığınızı korumak tükettiğiniz besinlerden geçiyor. Günümüzde beslenme ile sağlık arasındaki ilişkiye dair birçok araştırma yapılıyor. Yeni bir araştırma, kuru yemiş tüketmenin, ileri yaşlarda demans riskini azalttığını gösterdi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Birleşik Krallık’ta yapılan araştırma, her gün bir avuç kuru yemiş yiyen kişilerin tüm nedenlere bağlı demans riskini azaltabileceğini ortaya koydu. 60 yaş üstü kuru yemiş yemeyen kişilerle karşılaştırıldığında, günde 30 grama kadar kuru yemiş tükettiğini bildirenlerin gelecek yıllarda demansa yakalanma riski yüzde 16 daha düşük olduğu belirlendi.

7 YIL SÜREN ÇALIŞMADA 50 BİN 300 YETİŞKİN İNCELENDİ

İspanya'da Bruno Bizzozero-Peroni, Valentina Diaz-Goni ve Nuria Beneit liderliğinde yürütülen bir başka araştırma ise her gün bir avuç tuzsuz kuru yemiş tüketmenin, yaşlı ve orta yaşlı kişilerin demansa yakalanma olasılığını düşürdüğünü gösterdi. Yaklaşık 7 yıl süren çalışmada, çoğunluğu 50'li yaşlarında olan 50 bin 300 yetişkin incelendi.

Araştırmada, bin 400 demans vakası tespit edilirken, her gün kuru yemiş tüketmenin demans riskini yüzde 12 oranında azalttığı ortaya çıktı. Tuzsuz kuru yemiş tercih edenlerde bu oran yüzde 16 oldu. Katılımcılar ortalama 7 yıl boyunca takip edildi. Araştırma boyunca tüm nedenlere bağlı demans oranı yüzde 2,8 oldu. Günde yaklaşık bir avuç kuru yemiş yediklerini söyleyenlerin bu risk kategorisine girme olasılıkları ise daha düşüktü.

KALP HASTALIĞI RİSKİNİ DE AZALTIYOR

Uzmanlar, kuru yemişlerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin sadece beyin ile sınırlı olmadığını söylüyor. Büyük çaplı epidemiyolojik araştırmalara göre, haftada yaklaşık 140 gram veya daha fazla kuru yemiş tüketen kişilerin kalp hastalığı riski yüzde 35 ila yüzde 50 oranında azalıyor. Kilo kontrolüne ve sindirim sorunlarının çözümüne yardımcı olan kuru yemişler, içerdikleri yüksek lif oranı ile bağırsak sağlığını da koruyor.


 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/her-gun-bir-avuc-tuketin-demans-riskini-buyuk-oranda-azaltiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/her-gun-bir-avuc-tuketin-demans-riskini-buyuk-oranda-azaltiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/her-gun-bir-avuc-tuketin-demans-riskini-buyuk-oranda-azaltiyor/20946/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 15:52:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Halk arasında &#39;kalp gribi&#39; olarak biliniyor: Belirtileri soğuk algınlığı ile karıştırmayın! Tedavi edilmezse kalıcı hasar bırakıyor</title>
			<description><![CDATA[Kış mevsimin gelmesiyle birlikte artış gösteren viral hastalıklardan birine yakalandıysanız dikkat. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuna Katırcıbaşı, influenza adı verilen virüsün yol açtığı gribin bir mevsim hastalığı olarak önemsenmediğini ancak hesapta olmayan ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi. Soğuk algınlığı veya grip gibi yaygın viral enfeksiyonlar sonrası görülen 'kalp gribi' erkeklerde daha çok görülmekle beraber özellikle 20-50 yaş arasını etkiliyor.]]></description>
		    <news><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Tuna Katırcıbaşı, grip virüsünün, akciğeri tuttuğunda zatürreye, kalbe yerleştiğinde ise miyokardit adı verilen bir kalp hastalığına neden olabildiğini belirterek, “Özellikle kış aylarında soğuk algınlığı veya grip gibi yaygın viral enfeksiyonlar sonrası görülme ihtimali bulunan bu durum, halk arasında “kalp gribi” olarak biliniyor. Kalp gribi nadir görülen ancak ciddi sonuçlara yol açabilecek bir sorun” dedi.

GRİP VİRÜSÜ KALP KASINI ETKİLİYOR

 

Prof. Dr. Katırcıbaşı, kalp gribi, tıp literatüründe “viral miyokardit” olarak adlandırılan ve genellikle viral enfeksiyonlar sonucunda ortaya çıkan bir kalp kası iltihabı olarak tanımlayarak, “Virüsler, kimi zaman doğrudan kalp kasını enfekte ederek ya da bağışıklık sisteminin aşırı tepkisine neden olarak miyokarditi tetikleyebiliyor. En sık rastlanan etkenler arasında Coxsackie virüsleri, adenovirüsler ve influenza virüslerinin yer alıyor” dedi.

ERKEKLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

 

Kış aylarında oldukça sık rastlanan gribin yayılım gösterdiği organların başında akciğer ve kalp geliyor. Bunun sonucu gelişen kalp gribi ise daha çok 20-50 yaş arasındaki erkeklerde görülüyor. Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu durumun nedenini, kalp damar hastalıklarının erkeklerde kadınlara oranla daha sık gelişmesi ve erkek kalbinin bu hastalıklara karşı daha duyarlı olması şeklinde açıkladı.

BELİRTİLER SOĞUK ALGINLIĞI İLE BENZEŞİYOR

 

“Kalp gribi, hafif bir soğuk algınlığı belirtileri ile başlayabilir. Bu belirtiler daha sonra yerini nefes darlığı, çarpıntı ve özellikle de batıcı özelliğe sahip göğüs ağrısına bırakır. Bazı durumlarda grip benzeri belirtiler geride kalırken, altta yatan kalp kası hasarı devam eder. Şiddetli vakalarda, kalp yetersizliği veya düzensiz kalp ritimleri gibi ciddi sonuçlara yol açabilir” diyen Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.

TEDAVİ EDİLMEZSE KALICI SORUNLARA YOL AÇIYOR

 

“Kalp gribi tedavi edilmezse, kalp kasında kalıcı hasara, kalp ritim bozukluklarına ve kalp yetmezliği gibi ciddi sorunlara yol açabilir” diyen Prof. Dr. Katırcıbaşı, bu nedenle özellikle viral enfeksiyonlar sonrasında ortaya çıkan şiddetli semptomlarda zaman kaybetmeden, kontrol amaçlı olarak bir sağlık kuruluşuna başvurulmasını tavsiye etti.

FARKINDALIK HAYAT KURTARIYOR

 

Grip gibi yaygın enfeksiyonların yalnızca solunum yollarını değil, aynı zamanda kalp sağlığını da etkileyebileceğinin akıldan çıkartılmaması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Katırcıbaşı, “Kalp gribi, hayatı tehdit edebilen ciddi bir sağlık sorunudur. Bu nedenle viral enfekyonlara karşı alınan genel tedbirlerin özellikle kış aylarında daha titiz bir şekilde uygulaması gerekir” diye konuştu.

Prof. Dr. Katırcıbaşı, bazı önlemleri de şu şekilde sıraladı:

“Grip aşısı olmak

Bağışıklık sistemini güçlü tutmak

Enfeksiyonlardan korunmak için hijyen kurallarına uymak

Kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmak

Bulunulan ortamı sık-sık havalandırmak

Kişisel el hijyenine dikkat etmek

Maske kullanmak

Düzenli sağlık kontrollerini aksatmamak”

İHA

Bu içerik Nilgün Akbıyık tarafından yayına alınmıştır
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/halk-arasinda-kalp-gribi-olarak-biliniyor-belirtileri-soguk-alginligi-ile-karistirmayin-tedavi-edilmezse-kalici-hasar-birakiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/halk-arasinda-kalp-gribi-olarak-biliniyor-belirtileri-soguk-alginligi-ile-karistirmayin-tedavi-edilmezse-kalici-hasar-birakiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/halk-arasinda-kalp-gribi-olarak-biliniyor-belirtileri-soguk-alginligi-ile-karistirmayin-tedavi-edilmezse-kalici-hasar-birakiyor/20945/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Dec 2024 15:52:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yaşlı, genç ayırt etmeyen tehlike! &#39;İlk 4,5 saat kritik&#39; Bu belirtilerle ortaya çıkıyor</title>
			<description><![CDATA[Beyni besleyen damarlardan birinin tıkanması ya da yırtılması sonucu meydana gelen inme, yaşlı veya genç ayırt etmeksizin birçok kişide görülebiliyor. Hızlı müdahale edilmezse kalıcı ve ciddi sonuçlara neden olabilen inmeye dair uzman isimlerden sık sık uyarılar yapılıyor. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İpek Midi, inmenin tedavisinde ilk 4,5 saatin kritik önem taşıdığını belirtti. İşte detaylı bilgiler..]]></description>
		    <news><![CDATA[Midi, inmenin beyni besleyen damarlardan birinin tıkanması ya da yırtılması sonucu meydana geldiğini ifade etti.

HALK ARASINDA BEYİN KANAMASI OLARAK BİLİNİYOR

 

Tıkanma sonucu olan inmeye "tıkayıcı inme", yırtılma sonucu oluşan inmeye ise "kanamalı inme" denildiğini anlatan Midi, "Halk arasında beyin kanaması olarak bilinen inme her yaşta görülebiliyor. Her 6 kişiden biri, hayatının herhangi bir döneminde inme geçirebiliyor. İnmenin yaşlılarda görülme olasılığı biraz daha fazla. Ancak gençlerde de inme ortaya çıkabiliyor." diye konuştu.

ANİ OLARAK HİS KAYBI YAŞATIYOR

 

Midi, inmenin vücudun bir tarafında güçsüzlüğün ortaya çıkması, ani olarak ortaya çıkan his kaybı, konuşmada bozulma ya da hiç konuşamama, baş dönmesi, bulantı, kusma, çift görme ya da görme alanının bir bölümünü görememe, yürümede bozukluk ve dengesizlik gibi belirtileri olduğunu dile getirdi.

Bu durumlarda hastanın vakit kaybetmeden ambulansla en yakın inme merkezlerine ulaştırılmasını öneren Midi, Sağlık Bakanlığında inme merkezlerinin kayıtlı olduğunu belirtti.

4,5 STİ GEÇERSE YATAĞA BAĞIMLILIK RİSKİ VAR

 

Toplumda inmeyle ilgili yanlış bilinenler olduğunu vurgulayan Midi, şöyle devam etti:

"Hasta inme geçirdiğinde, 'Soğuk su dökeyim ya da uyusun geçer' gibi toplumda yanlış kanılar var. Bunlar çok yanlış uygulamalar. İnme geçiren hasta hemen hastaneye ulaştırıldığında ilk 4,5 saat içerisinde pıhtıyı eritip tedavi edebiliyoruz. Zaman geçtiğinde hasta tedavi şansını kaybediyor, yatağa bağımlı hale gelebiliyor.

ÖLÜMLE BİLE SONUÇLANABİLİYOR

 

Pıhtı büyük damar dediğimiz şah damarı ya da beyin içindeki veya beyin arkasındaki büyük damarlarda ortaya çıktığında bu pıhtının anjiyo ünitesinde yapılan yöntemle alınması mümkün. Damar tıkanıklığı çok genişse ölümle bile sonuçlanabiliyor. Hasta yaşamını, yürürken aksama ya da tamamen felçli olarak sürdürmek zorunda kalıyor. Onun için inme vakalarında ilk 4,5 saat kritik öneme sahip."

Midi, inme riskinden korunmak için tansiyonun, diyabetin arada yapılan testlerle kontrol edilmesi ve sık görülen obeziteye karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.

İNMEDEN KORUNMAK İÇİN AKDENİZ TİPİ BESLENME ÖNERİSİ

 

Günlük 30-45 dakikalık normal ve tempolu yürüyüşlerin yapılmasının hem kolesterolün, diyabetin kontrol altında tutulmasına hem de obeziteyle mücadeleye katkı sunacağına dikkati çeken Midi, "Tansiyon ve kolesterol yüksekliğini, diyabet, obezite ve kalp ritim bozukluğunu kontrol altında tutarak, sigara ve alkolden uzak durup, fiziksel aktiviteyi artırarak inme riskini yüzde 90 önleyebiliriz. İnmesiz bir yaşam için Akdeniz tipi beslenmek, ağır, yağlı yiyeceklerden uzak durmak gerekiyor." diye konuştu.


Bu içerik Nilgün Akbıyık tarafından yayına alınmıştır
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/yasli-genc-ayirt-etmeyen-tehlike-ilk-4-5-saat-kritik-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/yasli-genc-ayirt-etmeyen-tehlike-ilk-4-5-saat-kritik-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/yasli-genc-ayirt-etmeyen-tehlike-ilk-4-5-saat-kritik-bu-belirtilerle-ortaya-cikiyor/20944/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 15:53:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Kedilerin sağlıklı gelişimi için kedi maması seçimi ve önerileri</title>
			<description><![CDATA[Bildiğiniz üzere kediler, sağlıklı yaş alabilmek için doğru ve dengeli bir beslenme rutinine ihtiyaç duyarlar. Sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için, siz değerli pati ebeveynlerinin seçmiş olduğu kedi maması ürünleri oldukça önemlidir. Doğru kuru kedi maması ürünleri ile sürecin yönetilmesi, uzun vadede sevimli dostlarımızın sağlıklı ömür sürmesine olanak sunar.]]></description>
		    <news><![CDATA[Bu aşamada en kaliteli kedi maması ürünlerini ararken, birçok farklı içeriğe sahip ürün markaları ile karşılaşırsınız. Bu durum, seçim yapmanızı zorlaştırır ve sürecin uzamasına neden olur.

Doğru kedi maması seçimi için kedinizin ihtiyacı olan beslenme rutinini bilmek sürecin olumlu ilerlemesi açısından oldukça önemlidir. Kedilerin beslenme ihtiyaçları, yaş, kilo ve genel sağlık durumu gibi birçok faktöre göre değişkenlik gösterir.
En Kaliteli Kedi Maması Nasıl Seçilir?

Sevimli dostunuz için ideal kedi maması ürününü seçerken dikkat etmeniz gereken birkaç önemli faktör bulunur. Özellikle mama içeriği büyük bir öneme sahiptir. Mama içeriğin yüksek kaliteli protein kaynaklarından oluşması, kedinizin kas yapısını güçlendirir ve genel sağlığını destekler.

Kedilerin beslenme ihtiyaçlarının yaş, kilo, sağlık durumu ve aktivite seviyesine göre değişkenlik gösterdiğini belirtmiştik. Bu nedenle, beslenmesinde tercih edeceğiniz gıda ürünleri seçimlerinizi bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapmalısınız.

Kediler, doğası gereği etobur canlılar olup sindirim sistemleri, hayvansal proteinleri en iyi şekilde sindirebilmek üzere gelişmiştir. Kedilerinizin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için protein bakımından zengin gıdalar tüketmeleri büyük önem taşır. Ancak besin değerlerinin yanı sıra, kediler tat konusunda da oldukça seçicidir. Bu durum, lezzetli ve kaliteli içeriğe sahip mamaların tercih edilmesini gerektirir. Özellikle somonlu kedi maması gibi ürünler zengin aroması ve faydalı içerikleriyle sıkça tercih edilir.

Somon balığı, omega-3 ve omega-6 yağ asitleri bakımından son derece zengindir. Bu yağlar, kedinizin beyin gelişimine katkı sağlarken, parlak ve sağlıklı bir tüy yapısına kavuşmasına da yardımcı olur. Ayrıca vitamin ve minerallerle dengelenmiş formülleri sayesinde, sevimli dostunuzun yaşam kalitesini artırarak daha sağlıklı bir ömür geçirmesine olanak tanır.
Kaliteli Kedi Maması Markaları

Obivan markası, sevimli dostlarımız kedilerin sağlıklı ve enerjik bir yaşam sürmesi için özenle formüle ettiği kaliteli ve yüksek protein içeriğine sahip ürünleri ile ön plana çıkar. Doğal ve taze içerikleriyle, kedinizin ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri dengeli şekilde içeriğinde barındırır. Özellikle yüksek protein içeriğine sahip gıda ürünleri ile kas gelişimini desteklerken, enerji ihtiyacını dengeli bir şekilde karşılar.

Obivan kedi maması, lezzetli ve besleyici içeriğine ek olarak her yaştan dostunuz için tasarlanan özel formülleri sayesinde geniş bir ürün yelpazesine sahiptir Marka, hassas sindirim sistemine sahip kedi dostlarınızı da unutmamış ve ürünlerini tasarlarken hassas kediler için özel ürünler geliştirmiştir.

Pro Plan markası, kedinizin günlük enerji ihtiyacını karşılarken sindirim sistemini destekleyen ürünleri ile de ön plana çıkmaktadır. Yüksek protein oranı ve besleyici kedi maması ürünleri ile bağışıklık sistemini güçlendirir ve sağlıklı yaş alımını destekler.
Royal Canin kedi maması ürünleri ise sevimli dostlarınızın yaşam evrelerine uygun şekilde tasarlanan ürünleri ile bilinir. Veteriner hekimler tarafından da sıklıkla önerilen markalar arasındadır.

 
Kedi Maması Fiyatları Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Kedi maması fiyatları, markaya, içeriğe ve ambalaj boyutuna göre farklılık gösterir. 10 kg kedi maması gibi büyük boyutlu mamalar genellikle daha ekonomik bir seçenek sunar. Ancak, bu tür ürünlerin tazeliğini korumak için uygun saklama koşulları gereklidir.

Özellikle mama geçişi sağlayacak kişiler için alıştırma evresinde, kedinizin yeni bir mamayı sevip sevmediğinden emin olmak için küçük boyutlu paketlerle başlamak iyi bir fikirdir. Eğer kediniz mamayı severse, daha ekonomik olan, büyük boyutlu kedi maması 10 kg ambalajlara geçiş yapabilirsiniz.

Sevimli dostunuzun sağlığı ve mutluluğu için hem lezzetli hem de besleyici içeriğe sahip gıda ürünü seçimleriniz, sevimli dostunuzun uzun ve kaliteli bir yaşam sürmesine katkı sağlayacaktır. Sağlıklı gelişimini desteklemek için orijinal ürün garantisi sunan yerlerden alışveriş yapmak oldukça önemlidir.

Bildiğiniz üzere piyasada mama satışı yapan birçok pet shop, online e-ticaret sitesi ve mağazalar vardır. Bu nedenle, özellikle e-ticaret sitelerinden alışveriş yaparken orijinal ürün garantisi sunan Markamama.com.tr gibi güvenilir mecraları tercih etmenizi öneririz.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/kedilerin-saglikli-gelisimi-icin-kedi-mamasi-secimi-ve-onerileri.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/kedilerin-saglikli-gelisimi-icin-kedi-mamasi-secimi-ve-onerileri_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/kedilerin-saglikli-gelisimi-icin-kedi-mamasi-secimi-ve-onerileri/20943/</link>
			<pubDate>Tue, 17 Dec 2024 15:52:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Çocukların hayatını tehlikeye atan içecek! Ciddi sağlık riskleri oluşturuyor</title>
			<description><![CDATA[Çocukların enerji içeceği tüketimindeki artışına değinen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Güzel, özellikle kalp rahatsızlığı, epilepsi ve diğer kronik sağlık sorunları olan çocuklar için bu içeceklerin ciddi sağlık riskleri oluşturduğunu belirtti. Enerji içeceklerinin çocukların hayatını tehlikeye attığını söyleyen Prof. Dr. Güzel kritik uyarılarda bulundu.]]></description>
		    <news><![CDATA[Enerji içeceklerinin yüksek kafein ve şeker içeriği ile sadece geçici bir enerji sağladığını ifade eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Güzel, uzun vadede kalp ritim bozukluklarından epileptik ataklara, beslenme bozukluklarından böbrek hasarına kadar pek çok tehlikeye yol açabileceğini belirtti.

‘KAFEİN VE ŞEKER KALP RİSKİNİ ARTIRIYOR’

 

Ailesinde kalp rahatsızlığı ve ritim bozukluğu öyküsü bulunan bireyler için bu içeceklerin ciddi hayati riskler oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Güzel, “Enerji içecekleri içerdiği yüksek kafein miktarından dolayı kalp atış hızını artırarak ritim bozukluklarına yol açabiliyor. Yüksek kafein içeriği ile tetiklenen kalp ritim bozuklukları da dolaşımı bozarak pıhtılaşmalara ve inme ataklarına yol açabilir.

 

Çocuklar enerji içecekleri ile aldıkları yüksek şeker ve kalori nedeniyle günlük kalori ihtiyaçlarını karşılıyor, bu nedenle diğer doğal besin kaynaklarını alamıyorlar. Ayrıca bu enerji içecekleri ile artan kalori alımı sıklıkla birlikte tüketilen atıştırmalıklarla daha da arttıyor ve kötüleşen beslenme sorunları ile çağımızın en önemli problemlerinden biri olan obeziteye yol açıyor” dedi.

‘UZUN VADELİ ZARARLAR KAS VE BÖBREKLERİ ETKİLİYOR’

 

Bu tür içeceklerin sempatik sistemi sürekli çalıştırarak kas yıkımına ve böbrek hasarına yol açabileceğini dile getiren Prof. Güzel, “Spor faaliyetlerinde daha fazla enerji için bu içecekleri tüketen gençlerin daha dikkatli olması gerekmektedir. Vücut geliştirme ve yoğun fiziksel aktivitelerde enerji içeceği tüketimi ile birlikte idrar yoluyla sıvı kayıpları artmakta ve aşırı kas egzersizleri ile artan böbrek yükü böbreklerde istenmeyen sonuçlara yol açabilmektedir. Ayrıca bu içeceklerin yoğun tüketimi ile birlikte uykusuzluk, davranış bozuklukları ve kronik yorgunluk gibi sorunlarla gençlerimiz karşı karşıya kalabilmektedir” ifadelerini kullandı.

ENERJİ İÇECEKLERİNE ALTERNATİF ÇÖZÜMLER

 

Prof. Dr. Güzel, sağlıklı bir yaşam için şu önerilerde bulundu:

“Aileler çocukların düzenli uyku alışkanlıkları edinmesini sağlamalı ve onları doğal fiziksel aktivitelerle meşgul etmelidir. Bunun yanı sıra enerji içeceği yerine doğal kaynaklardan enerji sağlayacak besinler tüketilmelidir. Örneğin, taze meyve suları ve dengeli bir kahvaltı hem enerji sağlar hem de çocukların sağlıklı gelişimine destek olur.”


Bu içerik Nilgün Akbıyık tarafından yayına alınmıştır
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/cocuklarin-hayatini-tehlikeye-atan-icecek-ciddi-saglik-riskleri-olusturuyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/12/cocuklarin-hayatini-tehlikeye-atan-icecek-ciddi-saglik-riskleri-olusturuyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/cocuklarin-hayatini-tehlikeye-atan-icecek-ciddi-saglik-riskleri-olusturuyor/20942/</link>
			<pubDate>Mon, 16 Dec 2024 15:52:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Yıllarca karnında taşımış! Tam 10 kilo... Karın ağrısı şikayetiyle hastaneye gitmese fark etmeyecekti</title>
			<description><![CDATA[Adana'da yaşayan, 20 yıldır çocuk sahibi olma hayali kuran ve karın ağrısı şikayeti çeken G.D.’nin (40), Diyarbakır’da özel bir hastanede yapılan tetkiklerde karnında büyük bir kitle olduğu tespit edilince ameliyata alındı. Karnından 10 kilo ağırlığında ve 30 santimetre çapında kitle çıkarılan G.D.’nin operasyonunu gerçekleştiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Fuat Zaman, “Ameliyatımız başarıyla gerçekleşti. 1-2 ay sonra hasta iyileşince çocuk tedavisi yapacağız” dedi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Adana’da yaşayan ve 24 yıldır evli olan G.D., 20 yıl boyunca çocuk sahibi olmak için çeşitli tedaviler gördü. Çocuğu olmayan G.D. bu süreçte aynı zamanda karın ağrısı ve şişkinliği şikayeti yaşadı. Hem ağrılarına çözüm bulmak hem de çocuk sahibi olmak için tavsiye üzerine Diyarbakır’da özel bir hastaneye gelen G.D.’nin yapılan tetkiklerinde, karnında büyük bir kitle tespit edildi. Ameliyata alınan G.D.’nin karnından 10 kilo ağırlığında ve 30 santimetre çapında kitle çıkartıldı. Operasyonla sağlığına kavuşan G.D., tedavisinin ardından taburcu edilecek.

‘BAŞTA DİKKAT EDİLMEMİŞ, ÖNEMSENMEMİŞ’

Operasyonu gerçekleştiren ekibin başındaki Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fuat Zaman, “Hastamız aşırı karın şişkinliği, karında büyüme, aşırı kanama ve çocuk sahibi olamama şikayetleriyle bize geldi. Biz ultrason yaparken hastanın karnını tamamen dolduran 30 santimetre büyüklüğünde ve 10 kilo ağırlığında büyük bir kitle tespit ettik. Bunu miyom olarak değerlendirdik.

 

Hastaya ameliyatı önerdik. Çünkü tamamen rahmi ve karnı kaplayan bir kitleydi. Ameliyatı gerçekleştirdik, ameliyatımız başarıyla gerçekleşti. Hasta şu anda yatağında. Yaşı da ileri ve çocuk arzusu olduğu için 1-2 ay sonra hasta iyileşince bir rahim filmi çekip çocuk tedavisi yapacağız.

 

Hastanın şu an genel sağlık durumu çok iyi, mobilize ve yemesi, içmesi her şey normal. Bu tür hastaların uzun süreli şikayetleri oluyor. Ama aşırı kanama, halsizlik ve karın şişkinleri artınca mecbur geliyorlar.

 

Bu da biraz gecikmiş bir vakaydı, 24 yıldır evli ve 20 yıldır bu şikayetleri var. Başta dikkat edilmemiş ve önemsenmemiş. Şikayetler artıp son evreye gelince, hasta bize geldi” diye konuştu.

()
Bu içerik Nilgün Akbıyık tarafından yayına alınmıştır
Önceki İçerik Sonraki İçerik]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/yillarca-karninda-tasimis-tam-10-kilo-karin-agrisi-sikayetiyle-hastaneye-gitmese-fark-etmeyecekti.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/yillarca-karninda-tasimis-tam-10-kilo-karin-agrisi-sikayetiyle-hastaneye-gitmese-fark-etmeyecekti_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/yillarca-karninda-tasimis-tam-10-kilo-karin-agrisi-sikayetiyle-hastaneye-gitmese-fark-etmeyecekti/20902/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Aug 2024 16:53:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>&#39;Zararlı mı, yararlı mı?&#39; tartışmasına uzmanlardan son nokta! Meğer fayda etmediği hastalık yokmuş</title>
			<description><![CDATA[Yaz kış, yer mekan fark etmeksizin millet olarak çay içmeyi çok seviyoruz. Çayın sağlığa zararlı olup olmadığına dair zaman zaman tartışmalar çıkıyor. Kimileri çayı fazla tüketmenin sağlığa zararlı olduğunu savunurken aksini düşünenler de var. Öyle ki çay içmenin kanserden kalp krizine kadar birçok riski ortana kaldırdığını savunuyorlar.]]></description>
		    <news><![CDATA[Çayın faydası say say bitmiyor. Çok sevilen çay, ülkemizde oldukça fazla tüketiliyor. Çayın vücudun demir emilimini düşürdüğü söyleniyor ama uzmanlara göre çayın faydası zararından çok daha fazla.

'ZARARLI MI, YARARLI MI?' TARTIŞMASI

 

Çay günün her saati keyifle içilen içeceklerden biri. Çay bu kadar çok sevilip tüketilince doktorlar da yararları ve zararları ile ilgili zaman zaman tartışmaya giriyor. Atv Ana Haber'e konuşan uzmanlar çayın faydalı olduğunu savunuyor.

ZARARINDAN ÇOK YARARI VAR

 

Çayın faydalarını sayan Kardiyolog Doç. Dr. Muhammet Keskin, "Günde 6 ile 8 bardak çay tüketimiyle riski azalan hastalıklar var. Felç ve inme riskini azaltır. Diyabet ve insülin direnci riskini azaltır. Huzursuz bağırsağı tedavi edici özelliği vardır. İyi kolesterolü arttırır kötü kolestrolü düşürür. Kalp krizi ve kalp damar hastalığı riskini azaltır. Depresyon riskini azaltır. Hipertansiyon riskini azaltır kan basıncınızı düşürür." dedi.

 

Demir eksikliği problemi yaşayanlar için ayrı bir parantez açan Beslenme Uzmanı Dr. Tuba Kayan Tapan, "İçerisindeki bir takım fitatlardan kaynaklı olarak besinlerle aldığınız demiri engelleme açısından zararı olabiliyor. Doğru olan yemekten 1 saat sonra içilen çaydır." diye belirtti.
Önceki İçerik Sonraki İçerik]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/zararli-mi-yararli-mi-tartismasina-uzmanlardan-son-nokta-meger-fayda-etmedigi-hastalik-yokmus.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/zararli-mi-yararli-mi-tartismasina-uzmanlardan-son-nokta-meger-fayda-etmedigi-hastalik-yokmus_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/zararli-mi-yararli-mi-tartismasina-uzmanlardan-son-nokta-meger-fayda-etmedigi-hastalik-yokmus/20901/</link>
			<pubDate>Mon, 19 Aug 2024 16:53:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Maymun çiçeği nedir, belirtileri nelerdir? Maymun çiçeği virüsü nasıl bulaşıyor? Maymun çiçeği tedavisi</title>
			<description><![CDATA[Maymun çiçeği, bilimsel adıyla  Mpox , genellikle Orta ve Batı Afrika'da görülen bir viral enfeksiyondur. Bu hastalığa, Poxviridae ailesine ait olan Monkeypox virüsü neden olur. Başlangıçta sadece hayvanlardan insanlara bulaşan bu virüs, günümüzde insandan insana da bulaşabilir hale gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, maymun çiçeği virüsü gibi bulaşıcı hastalıklarla mücadelede kritik bir rol oynar. Peki, maymun çiçeği nedir, belirtileri nelerdir? Maymun çiçeği virüsü nasıl bulaşır?]]></description>
		    <news><![CDATA[Maymun çiçeği virüsü Afrika’da hızla yayılırken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) durumu ciddiye alarak acil durum ilan etmiştir. Bu gelişme, uluslararası ajanslar tarafından "son dakika" haberi olarak duyurulunca, insanlar " Maymun çiçeği virüsü son dakika", " Maymun çiçeği hangi ülkelerde, Türkiye'de maymun çiçeği hastalığı var mı? " ve " Maymun çiçeği nasıl geçer?" gibi soruları öğrenmek için başta Google olmak üzere arama motorlarına yönelmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü, 2022 yılında maymun çiçeği salgınına karşı küresel acil durum ilan etmişti.

Maymun çiçeği virüsü nedir?

Maymun çiçeği hastalığı, Orta ve Batı Afrika'da daha yaygın görülen ve Ortopoksvirüs cinsine ait zoonotik bir hastalıktır. İnsanlara genellikle enfekte bir kişi ya da hayvanın cilt lezyonları veya vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşır. Hastalığın belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, lenf bezlerinde şişme, kas ağrısı ve yorgunluk bulunur. Ayrıca, tipik olarak yüz, eller, ayaklar ve ağızda başlayan, ardından içi sıvı dolu lezyonlara dönüşen döküntüler de yaygın belirtiler arasındadır.

 

Maymun çiçeği virüsü, ilk kez kayıtlara geçtiği dönemden itibaren adı nedeniyle "ayrımcı ve damgalayıcı" olarak değerlendirilmiş ve bu durum tartışmalara yol açmıştır. Bu endişeler doğrultusunda, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Kasım 2022'de virüsün adını "mpox" olarak değiştirmiştir.

Mpox virüsü, çiçek hastalığına neden olan variola virüsü ile aynı virüs ailesine mensup olmasına rağmen, genellikle daha hafif seyreder ve nadiren ölümcül olur. "Maymun çiçeği hastalığı" olarak bilinse de, hastalığın kesin kaynağı henüz tam olarak belirlenememiştir.

"Maymun çiçeği en çok kimlerde görülür?" dendiğinde, Afrika'da yaşayan kemirgenler ve primatların virüsü taşıyabileceği ve insanlara bulaştırabileceği düşünülmektedir. Dolayısıyla Afrika maymun çiçeği ve maymun çiçeği başlangıcı konusunda risk altında olan yerlerin başında gelir.

M çiçeği hastalığı ilk insan vakası 1970 yılında kaydedilse de, dünya bu virüsü 2022 yılındaki maymun çiçeği salgını ile birlikte geniş çapta tanımıştır. Belirtileri genellikle 2-4 hafta süren ve kendiliğinden iyileşen bu hastalık, ateş, kaşıntılı deri döküntüleri, lenf düğümlerinde şişme ve halsizlik gibi semptomlarla ortaya çıkar ve bazı Maymun çiçeği varyantı türleri ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Maymun çiçeği virüsünün belirtileri nelerdir?

Maymun çiçeği virüsü belirtileri genellikle ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları, lenf düğümlerinde şişme ve kaşıntılı döküntüler şeklinde kendini gösterir. Döküntüler, genellikle yüz bölgesinde başlar ve avuç içi, ayak tabanları gibi vücudun diğer bölgelerine yayılır.

Maymun çiçeği belirtileri şunlardır: 
Döküntüler: Yüz, ağız içi, eller, ayaklar, göğüs, genital bölge veya anüste sivilce ya da kabarcıklara benzeyen döküntüler. Ateş Lenf düğümlerinde şişme Halsizlik Kas ve sırt ağrısı Baş ağrısı Solunum yolları sorunları: Öksürük, burun tıkanıklığı gibi. Üşüme ve titreme

M çiçeği virüsü esnasında döküntüler, ağrılı olabilen düz, kırmızı şişlikler olarak başlar. Bu şişlikler zamanla irinle dolan kabarcıklara dönüşür, ardından kabuklanır ve dökülür. Bu süreç genellikle 2 ila 4 hafta sürer ve döküntüler tamamen iyileşene kadar kişi virüsü başkalarına bulaştırabilir.

 

Maymun çiçeği nasıl bulaşır?

Bu konuda sıklıkla merak edilen ise "maymun çiçeği bulaşıcı mı?" ve "maymun çiçeği virüsü nasıl bulaşıyor?" sorularının yanıtıdır. Maymun çiçeği virüsü, enfekte bir kişiyle öpüşme, cinsel ilişki gibi cilt teması, damlacık yoluyla bulaşma ihtimali olan uzun süreli yüz yüze temas ve virüsle temas etmiş giysi, çarşaf, havlu gibi eşyaların kullanılmasıyla yayılabilir. Hayvanlardan insana bulaşma ise enfekte bir hayvanın derisinin yüzülmesi, ısırılması, sıvıları veya atıklarıyla doğrudan temas, çizilme ya da o hayvanın etinin yenmesi yoluyla gerçekleşebilir. Virüs, özellikle sincap, sıçan ve fare gibi küçük yabani hayvanlarda daha yaygındır.

Mpox virüsü şu yollarla bulaşabilir:
Yüz yüze konuşma: Nefes alıp verme sırasında virüsün solunması. Cilt teması: Dokunma, öpüşme, cinsel ilişki gibi ten teması. Solunum damlacıkları: Uzun süreli yakın temasla birlikte damlacıkların yayılması. Kontamine eşyalarla temas: Yatak örtüleri, giysiler gibi virüs bulaşmış eşyalarla temas. Anneden bebeğe bulaşma: Gebelik, doğum sırasında veya sonrasında yakın temasla virüsün çocuğa geçmesi. Hayvan kaynaklı bulaşma: Hayvanların salyaları, çizilmeleri, ısırmaları ya da etlerinin tüketilmesi yoluyla.

Kalabalık ve kapalı alanlar, örneğin toplu kullanılan kapalı havuzlar, saunalar, buhar odaları, hamamlar ve jakuziler, hastalığın yayılma riski taşıyan ortamlardır. Bu tür yerlerde hastalık şüphesi taşıyan kişilerin bulunmaması, hem kendi sağlıkları hem de diğerlerinin korunması açısından büyük önem taşır. Özellikle hamamlar gibi ortak kullanım alanlarında, hastalık belirtileri gösteren kişilerle yakın temastan kaçınılmalı; köpük masajı, kese gibi uygulamalardan uzak durulmalıdır. Bu önlemler, hem bireysel hem de toplumsal sağlık açısından gerekli bir tedbir olarak kabul edilir.

 

M çiçeği virüsü nasıl teşhis edilir?

Maymun çiçeği virüsü, suçiçeği, kızamık, bakteriyel deri enfeksiyonları, uyuz, uçuk ve frengi gibi hastalıkların neden olduğu semptomlara benzer belirtiler gösterebilir. Maymun çiçeği görüntüsü, belirtileri ve vücutta çıkan döküntüleri bakımından yukarıdaki hastalıklara benzerlik gösterir. Bu nedenle, doğru teşhis koymak için özel testler yapılması gereklidir.

Ciltte ortaya çıkan lezyonlardan alınan örnekle yapılan PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) testi, maymun çiçeği virüsünü tespit etmek için en yaygın kullanılan yöntemdir. Eğer ciltte yara yoksa ve buradan örnek alınamıyorsa, anal veya rektal sürüntü örneği alınarak da test yapılabilir.

Ayrıca, bağışıklık sisteminizin virüse karşı antikor üretip üretmediğini belirlemek için kan testi de istenebilir.

Maymun çiçeği tedavisi var mı?

Bu hastalık söz konusu olduğunda merak edilen en önemli konulardan biri de "maymun çiçeği tedavisi var mı?" sorusunun yanıtıdır. Maymun çiçeği virüsü tedavisi, temel olarak belirtileri hafifletmeye ve komplikasyonları önlemeye odaklanır. Hastalık için spesifik bir tedavi olmamakla birlikte, semptomların yönetilmesi ve hastanın rahatlaması için çeşitli yaklaşımlar kullanılabilir:
Dinlenme: Vücudun iyileşmesine yardımcı olmak için yeterli uyku ve dinlenme önemlidir. Sıvı Tüketimi: Ateş ve döküntüler nedeniyle oluşabilecek sıvı kaybını önlemek için bol su içmek gereklidir. Ağrı Kesiciler: Ateş ve kas ağrıları gibi semptomları hafifletmek için doktorun önerdiği ağrı kesiciler kullanılabilir. Kaşıntı Önleyici Kremler: Döküntülerin neden olduğu kaşıntıyı azaltmak için doktor tarafından önerilen kremler kullanılabilir. Antiviral İlaçlar: Çiçek hastalığına karşı geliştirilen bazı antiviral ilaçlar, maymun çiçeği virüsü tedavisinde de etkili olabilir. Ancak, bu ilaçların kullanımı doktorun değerlendirmesi ve onayı ile yapılmalıdır.

Bu tedavi yaklaşımları hastalığın seyrini hafifletebilir ve hastanın iyileşmesine katkıda bulunabilir. Dolayısıyla Maymun çiçeği geçici mi sorusuna yanıt olarak, evet cevabı verilir.

Maymun çiçeği ölümcül müdür?

Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığına kıyasla genellikle daha hafif bir seyir izlese de, ölümcül sonuçlarla karşılaşmak nadir de olsa mümkündür. Ancak bu tür vakaların oranı oldukça düşüktür. Semptomların başlangıcında hızla bir sağlık uzmanına başvurmanız, iyileşme şansınızı büyük ölçüde artırabilir. Erken müdahale, hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyerek, komplikasyon risklerini en aza indirebilir. Bu nedenle, belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden tıbbi yardım almak, hem sağlığınızı korumanın hem de iyileşme sürecini hızlandırmanın anahtarıdır.

Önemli not: Bu içerik tıbbi tavsiye niteliğinde değildir. İçinde yer alanlar sadece bilgilendirme amacı taşır ve herhangi bir tıbbi sorunu teşhisi ya da tedavisi için kullanılmamalıdır. Tıbbi bir sorununuz varsa lütfen en kısa sürede bir uzman doktora danışınız.
Önceki İçerik Sonraki İçerik]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-nedir-belirtileri-nelerdir-maymun-cicegi-virusu-nasil-bulasiyor-maymun-cicegi-tedavisi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-nedir-belirtileri-nelerdir-maymun-cicegi-virusu-nasil-bulasiyor-maymun-cicegi-tedavisi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/maymun-cicegi-nedir-belirtileri-nelerdir-maymun-cicegi-virusu-nasil-bulasiyor-maymun-cicegi-tedavisi/20900/</link>
			<pubDate>Thu, 22 Aug 2024 16:53:02 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Ankara&#39;da şoke eden olay! 10 aylık bebek aniden kusmaya başladı, ortaya çıkan gerçek yürekleri ağza getirdi</title>
			<description><![CDATA[Çengelli iğneyi ucu açık bir şekilde yutan 10 aylık kız bebeğin, getirildiği Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan hızlı müdahale sayesinde hayatı kurtarıldı.]]></description>
		    <news><![CDATA[Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Doğuş Çalışkan, bebeğin durumuna ilişkin kendilerine 10 aylık kız bebeğin evde aniden kusmaya başladığının anlatıldığını söyledi.

 

Annenin bu esnada bebeğinin yakasına takılan duanın çengelli iğnesinin olmadığını fark ettiğini ve ailenin bunun üzerine hemen acil servise başvurduğunu belirten Çalışkan, "Bebeğimizin acil serviste çekilen akciğer grafisinde açık ağızlı bir çengelli iğnenin yemek borusunun en dar yeri olan üst kısmı tıkadığını gördük. Bu da çocuğumuzun kusmasına, beslenememesine neden oluyordu. Hemen ameliyathaneye alarak anestezi altında yapılan endoskopi işlemiyle çengelli iğneyi çıkarttık." bilgisini paylaştı.

 

Bu durumun anlatıldığı kadar basit bir işlem olmadığını, bebeğin yuttuğu çengelli iğnenin ucunun açık olmasının cerrahi olarak çıkarılmasını da zorlaştırdığını vurgulayan Çalışkan, "Bu işlem yapılırken yemek borusunda yırtık, kanama ve ciddi hayati tehlike yaratan durumlar söz konusu olabilirdi. Ama işlemi başarıyla gerçekleştirdik, şu anda her şey yolunda, bebeğimiz beslenebiliyor." diye konuştu.

"SOLUK BORUSUNA KAÇSAYDI ÇOK CİDDİ HAYATİ TEHLİKE OLUŞURDU"

 

Doç. Dr. Çalışkan, bebeklere takılan nesnelerin yutulma riski taşıdığına dikkat çekerek, "Biz bebeğimize hızlıca müdahale ederek çengelli iğneyi çıkarabildik ama eğer soluk borusuna kaçsaydı çok ciddi hayati tehlike yaratan komplikasyonlar oluşabilirdi." dedi. ()
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/ankara-da-soke-eden-olay-10-aylik-bebek-aniden-kusmaya-basladi-ortaya-cikan-gercek-yurekleri-agza-getirdi.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/ankara-da-soke-eden-olay-10-aylik-bebek-aniden-kusmaya-basladi-ortaya-cikan-gercek-yurekleri-agza-getirdi_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/ankara-da-soke-eden-olay-10-aylik-bebek-aniden-kusmaya-basladi-ortaya-cikan-gercek-yurekleri-agza-getirdi/20832/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 13:38:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Korkutan yaz kabusu! Salgın boyutuna ulaştı: Acil servisler tıklım tıklım! &#39;El teması ile bulaşıyor&#39;</title>
			<description><![CDATA[Alarmın adı mide gribi. Acil servisler şu sıra ateş, kusma ve karın ağrısı şikayetleriyle gelen hastalarla dolu. Hastalık bulaştığı kişinin sindirim sistemini de altüst ediyor. Salgın boyutuna varan mide gribini tetikleyense antihijyenik ortamlarda yenen yiyecekler ve havuzlar. Üstelik bulaşıcı da. Peki, yazın gelmesiyle hızla yayılan bu hastalıktan nasıl korunacağız? İşte uzmanların açıklamaları...]]></description>
		    <news><![CDATA[Mide bulantısı, kusma ve ishal... Herkeste aynı belirti sebebiyse mide gribi. Havalar ısındı grip vakaları azaldı derken şimdi de mide gribi salgını başladı. Adı garip gelse de pek çok kişi şimdilerde aynı salgının pençesinde. Bu hastalık özellikle el hijyeni ve mutfak alışkanlıklarıyla bulaşıyor. Bağışıklık sistemi sağlam çalışan hastalar içinse bu virüsler çok uzun soluklu olmuyor ancak bağışıklık sistemi kötü olanlar içinse hastalığı atlatmak bir hayli uzun sürüyor.
 

 

İsmini duyan pek fazla yok ama şu sıralar mide gribini yaşayan çok var. Atv Ana Haber'de yer alan habere göre, özellikle hastanelerin acil bölümüne hastalar mide bulantısı, kusma ve ishal şikayetleriyle başvuruyor.

 

Genel Cerrah Dr. Uygar Düzci, "Nasıl ki grip virüslerle oluyorsa. Bu bahsettiğimiz ishallerin büyük bir kısmı virüsler sayesinde olur. Özellikle hijyenik olmayan ortamlarda yenilen yemekler, içecekler, el teması. Bu gibi durumlar sebebi ile ağız yani gastroenteritisnal sistemde aldığımız mikropların bizde ishal şeklinde tezahür etmesi aslında. Mutlaka elinizi en az 3 dakika sabunla yıkamadan ağzımıza götürmememiz ya da bir gıdaya dokunmamamız gerekiyor. Tatlı yiyecekseniz, pilav yiyecekseniz bunlar çok hızlı bir şekilde bakteri üretirler. Buzların büyük bir kısmı maalesef çeşme suyundan yapılan buzlar oluyor ve bunlar içerisinde bakteriler veya virüsler barındırabiliyor." şeklinde konuştu.

 

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Esin Korkut, "Özellikle yaz aylarında karşılaşıyoruz. Bulantı, kusma ve ishal ile karşılaşılan bir hastalık. Yediklerimize biraz dikkat edersek ve sıvı alımını bu süreçte biraz arttırırsak iki üç gün içinde toparlıyor." dedi.
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/korkutan-yaz-kabusu-salgin-boyutuna-ulasti-acil-servisler-tiklim-tiklim-el-temasi-ile-bulasiyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/korkutan-yaz-kabusu-salgin-boyutuna-ulasti-acil-servisler-tiklim-tiklim-el-temasi-ile-bulasiyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/korkutan-yaz-kabusu-salgin-boyutuna-ulasti-acil-servisler-tiklim-tiklim-el-temasi-ile-bulasiyor/20831/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 13:38:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Aşırı sıcaklara dikkat: Kalp krizi riskini 2 kat artırıyor!</title>
			<description><![CDATA[Havaların aşırı ısınması bazı hastalıkları da beraberinde getirdi. Sıcak çarpması vakalarının bir hayli artış gösterdiği günlerde bu kez kalp krizi riskine dikkat çekildi. Sıcaklık artışının özellikle ileri yaştaki bireylerde kalp krizi riskini tetiklediği belirtildi. Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Servet Altay, 20 derecenin üzerindeki her bir derecelik sıcaklık artışının 65 yaş üstü bireylerde kalp krizi riskini yüzde 2 yükselttiğini söyledi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Yurt genelinde aşırı sıcaklar hakimiyetini devam ettiriyor. Sıcak çarpması gibi rahatsızlıklara neden olan aşırı sıcak hava, kalp ve akciğer hastalığı olan kişilerde kardiyovasküler sorunları artırabilmekle beraber solunum yollarında da rahatsızlıklara yol açabiliyor. Konuya dair önemli açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Servet Altay, mevsim normalleri üzerinde seyreden sıcak havanın insan sağlığını olumsuz etkilediğini ifade etti.
 

SICAK HAVALARDA HASTALIK TEHLİKESİ

 

Sıcak havanın kalp krizi, kalp yetmezliği ve ritim bozukluğu gibi sağlık sorunlarına neden olduğunu dile getiren Altay, özellikle risk grubunda bulunan hastaların ve yaşlıların dikkatli olmaları uyarısında bulundu.

ÖZELLİKLE BU GRUPLAR DİKKAT ETMELİ

 

Sıcak havaların vücudun ısı dengesini bozduğunu ve kalp sağlığını doğrudan etkilediğini anlatan Altay, "20 derecenin üzerindeki hava sıcaklığı durumunda her bir derece sıcaklık artışında özellikle 65 yaş üstü bireyler için yüzde 2 oranında kalp krizi riskinin arttığı görülüyor. Sıcaklık ne kadar artarsa kalp krizini o kadar fazla görüyoruz. Bunun yanında hipertansiyon ve ritim bozuklukları ortaya çıkıyor. Ayrıca beyin kanaması gibi olumsuzlukları görebiliyoruz. O yüzden kronik hastalığı olanlar ve yaşlılar çok dikkatli olacaklar." dedi.

'BOL SIVI TÜKETİN'

 

Prof. Dr. Altay, sıcak havalardan korunmak için bol sıvı tüketilmesi ve yağlı gıdalardan kaçınarak hafif yemeklerle sebze ve meyvelerin tercih edilmesi gerektiğini dile getirdi. Altay, günün en sıcak saatlerinde mümkün olmadıkça dışarı çıkılmaması gerektiğini de sözlerine ekledi. 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/asiri-sicaklara-dikkat-kalp-krizi-riskini-2-kat-artiriyor.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/asiri-sicaklara-dikkat-kalp-krizi-riskini-2-kat-artiriyor_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/asiri-sicaklara-dikkat-kalp-krizi-riskini-2-kat-artiriyor/20830/</link>
			<pubDate>Mon, 22 Jul 2024 13:38:46 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title>Aman dikkat! Yaz mevsimiyle birlikte artan bulantı, kusma ve ishal vakalarına karşı uyarı</title>
			<description><![CDATA[Yaz ayları ile birlikte sıcakların yükselmesi, insan hareketliliğinin artması, yeme alışkanlıklarının değişmesi ile birlikte bulantı, kusma ve ishal vakalarında önceki aylara göre göreceli bir artış yaşandığı belirtildi.]]></description>
		    <news><![CDATA[Konuyla ilgili açıklamada bulunan Trabzon İl Sağlık Müdürü Hakan Usta, vaka sayılarının bir önceki yılın aynı dönemindeki ortalamayla aynı bantta seyrettiğini söyledi. Usta "2023 yılı yaz aylarında bir haftalık ortalama 408,43; 2024 yılı bir haftalık vaka ortalaması 393,57 şeklindedir. Akut bağırsak enfeksiyonları, mide ve bağırsakların iltihabıdır. Bu hastalıkta ishal ana bulgu olup, ishale bulantı, kusma, ateş ve karın ağrısı eşlik edebilmektedir” dedi.

 

Güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşım sağlanamadığı takdirde birçok hastalığın kaçınılmaz olacağını kaydeden Usta, “Hastalık etkeni içeren dışkı ile bulaşmış olan yiyeceklerin yenilmesiyle, su veya diğer içeceklerin içilmesiyle, etkenle temas etmiş kirli ellerin ağıza götürülmesi ile hastalık ortaya çıkmaktadır. Güvenli içme ve kullanma suyuna ulaşımın sağlanamadığı bir bölgede, su içmek, yemek yapmak, bu suları temizlik amaçlı kullanmak ishalli hastalıkların görülme olasılığını artırmaktadır. Kişisel hijyen şartlarının düşük olduğu durumlarda hastalık kişiden kişiye de bulaşabilir. Diğer yayılma yolu hijyenik olmayan şartlarda hazırlanmış veya saklanmış yiyeceklerin tüketilmesidir. Kirli sulardan yakalanmış balık ve deniz ürünleri de akut barsak enfeksiyonları için kaynak olabilirler” diye konuştu.

BULANTI, KUSMA İSHAL VAKA SAYILARI GÜNLÜK OLARAK TAKİP EDİLİYOR

 

Bulantı, kusma, ishal vakalarının günlük takip edildiğini belirten Usta, “İlimizde halkımızın sağlıklı suya ulaşımı için Sağlık Müdürlüğümüz ve Trabzon Büyükşehir Belediyesi TİSKİ Genel Müdürlüğü ekiplerince ilimize içme suyu dağıtımı yapan tüm su depolarının dağıtım ağından belirlenmiş odak noktalarından günlük klor ölçümü, belirli aralıklarla mikrobiyolojik ve kimyasal su analizleri yapılmaktadır. Müdürlüğümüz Bulaşıcı Hastalıklar Birimi tarafından Sendromik sürveyans çalışmaları kapsamında ilimiz sağlık kuruluşları tarafından atılan bulantı, kusma, ishal vaka sayıları günlük olarak takip edilmekte.

 

Vakaların mahalle bazında dağılımı, yaş dağılımları vb. gibi parametreler ve kümelenme durumları incelenmektedir. İlimizde yaz aylarında tespit edilen ishal vakaları incelendiğinde öne çıkan en önemli sebeplerin 'TİSKİ şebeke hattına bağlı olmayan, düzenli depo temizliği yapılmayan, klorlanmamış küçük müstakil su kaynaklarının kullanımı. Yüzme alanı olarak belirlenmemiş, suyu enfekte yerlerde denize girmek (dereye girmek). Alışılmış yeme alışkanlığında meydana gelen ani değişiklikler(turist diaresi) özellikle toplu ikramlar için hazırlanan yemeklerin uygun ortamda saklanılmaması' görülmektedir” diye konuştu. 

 
]]></news>
		    <image>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/aman-dikkat-yaz-mevsimiyle-birlikte-artan-bulanti-kusma-ve-ishal-vakalarina-karsi-uyari.jpg</image>
		    <thumb>https://www.batmangundem.com/images/haberler/2024/07/aman-dikkat-yaz-mevsimiyle-birlikte-artan-bulanti-kusma-ve-ishal-vakalarina-karsi-uyari_t.jpg</thumb>
			<link>https://www.batmangundem.com/aman-dikkat-yaz-mevsimiyle-birlikte-artan-bulanti-kusma-ve-ishal-vakalarina-karsi-uyari/20812/</link>
			<pubDate>Wed, 03 Jul 2024 02:12:39 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>